29 Ocak 2010 Cuma

Değişim

Arnawutblog olarak, uzun zamandır yeni bir tema arayışı içindeydim. Bugün hiç havamda da değilim hani. Msne öyle bi bakmak için girince, bizim Santi bişeyler sormak için yaktı turuncu ışığı. Benimde aklıma template işi geldi. Bulduk bir template, bakalım nasıl olacak. Değişime hazırlanın anacım! :)

ps. blogda şu yarım-bir saat icindeki aksakliklardan dolayi ozur dileriz :)
santiago.

Bilete Bilete 100 YTL!!!

Gidemeyişimin sebebi olcaksınız belkide ulan! Haram zıkkım olsun!!!

28 Ocak 2010 Perşembe

3. Köprü İptal! Nonda Gider...

Şu blogta kimseye veda yazısı yazmamıştım. Seni severdik Nonda... Bugüne kadar yaptığın herşey için çok teşekkürler... Ha söylemeden geçemeyeceğim, Antep maçında seni ıslıklayanlardan değildim Nonda. Ararsın konuşuruz gerçi, özelden:D

Nonda 1
Nonda 2

Galatasaray Store Limango'da!

Limango. Çok kaliteli bir alışveriş sitesi. %70'lere varan indirimlerle hizmet veriyorlar. Bugün Galatasaray Store'un kampanyası başladı ve yeni sezon antreman ürünlerini satıyorlar. Ayrıca Store'a özel 25 TL'lik hediye çekleri ile... Kampanya 31'i gecesine kadar. Davetiye isteyenler yoruma mail adresilerini yazarsa, davetiyelerini gönderirim.

Mercedes vs. Ferrari

Schumaher'li Mercedes geçenlerde 2010 aracının lansmanını yapmıştı. McLaren işbirliği ile yaptıkları arabaların yanına yanaşamıyor yeni Mercedes. Pek beğenmedim. Ferrari de bugün tanıttı F10'u! Yine mükemmel. Hep benzer olsa da çekici kırmızısyla insanı mest ediyor! Ferrari'den pek haz almam tamam ama adamların herşeyi güzel yahu!
Bu sene hangi takımı destekleyeceğime henüz karar vermedim. Heidfeld'in herhangi bir takımda yarışmayacak olması da işimi zorlaştırıyor hani. Bu arada bizim Heidfeld Mercedes'e yardımcı pilot oluyor. Büyük takımlarla anlaşamayın(teklif gelmemiştir) ülkemin takımında kalayım demiş. Aslında Kubica'lı Renault ve Vebber'li Red Bull'u destekleyebilirim. Ne de olsa Avustralyalıları severiz...

27 Ocak 2010 Çarşamba

Bir Çek'in Gözünden İlk Bakışta İstanbul...

Bayan voleybol takımımızın maçı vardı bu akşam Burhan Felek'te. Yalnız bırakmayalım istedik ve soğuk bir kış akşamını daha Burhan Felek'te geçirdik. Rakip Çek Cumhuriyeti'nden Pole Brno idi. Challenge Cup için gayet amatör kalıyorlardı ki zaten rahat bir galibiyet aldık.

Şimdi birileri bana kızacak biliyorum ama maç sırasında Oski'yle dikkatimizi rakip takımdan bi kız çekti:D Bende eve gelince bakayım bulabilecek miyim diye biraz neti karıştırdım. O sırada kulübün internet sitesine girdim. Google translate'de ingilizceye çevirdim. "Türkiye'de İlk Gün" diye bir başlık vardı ve ilk gün çektikleri fotoğrafları koymuşlar. İstanbul'a girişte çekilmiş bu fotoğrafta yazının asıl konusu oldu. Bir Çek'in gözünden ilk bakışta İstanbul... Böyleymiş demek ki...

Bu arada kızımızın adı Julie Jasova :D

Dos Santos Tamam! Sıradaki?

Bugün NTvspor'un haberini okuyunca sevindim. Doğru ya da yanlış, insanoğlu umutla yaşıyor sonuçta. Kewell'ın sözleşme askıya alınacakmış. Sezon sonu tekrar masaya oturulacakmış, yazdıklarına göre. Keşke kulüp sitesinden açıklasa bunu rahat rahat ama Dos Santos Galatasaray'da demekten başka bişey yaptıkları yok şuan için.

Eklemişler; yeni bir forvet için uğraşıyormuşuz. Nonda'nın yerine... Doğru mu acaba? Defansif orta saha alsaydık madem. Gerçi Mustafa ve Mehmet Topal yetecbektir oraya inanıyorum... Tekrar bekliyoruz. Transfer sezonu bitene kadar bize rahat yok:)

edit: görsel için Santiago'ya teşekkürler:)

26 Ocak 2010 Salı

Heves Bırakmadınız! Dos Santos Transferi Meselesi

Futbol sen nasıl bişeysin? Futbola çamur atmak ne kadar doğru olur pek emin değilim ama yönetimin Dos Santos transferini yapmaya çalışırken Kewell'ın sakatlanmasına sevindiğini düşünmeye başladım! "Nonda'yı ikna etmekle uğraşmayacağız, bahanemiz çıktı. Kewell gitsin, oh!"

Yıllardır özlemini çektiğimiz futbolcuydu Harry Kewell, Kewell from Galatasaray'dı O! İsterse her maç batırsın, isterse kaçırmadık gol bırakmasın. Kewell güler yüzüyle yetiyor arma sevdalısına. "Sevgimiz formaya, sevgimiz renklere; içindeki futbolcuya değil" özdeyişine istisna yegane futbolcular arasında Harry! Profesyonelliğe, sevgiyle karışık amatörlük katmış insan, Oz Büyücüsü...

Ama futbol bu... En küçük şanssızlığı affetmiyor diyoruz ya hani... Kewell'ı aldı, büyük bir kara deliğe sokmak üzere. Ve tabi bizi de... 1 yıl oynamayacak olsa bile gitmesin istiyor insan. Bırakmasın Sami Yen'i, Sami Yen'i çınlatan Harry Harry Keweeeell nağmelerini. Ama futbol bu, affetmiyor... Para uğruna, prestij uğruna yok ediyor insanın suratındaki 1 karış gülücüğü... Yönetimlerin elinde kayboluyor, futbolun içindeki güzellikler...

Jo transferinde demiştim ki; yönetimin yaptığı her doğru işi öve öve bitiremiyorsak, yanlışları da bir o kadar irdelemeliyiz. Yönetimin yaptığı ya da aklına gelen her ne kadar doğru olsa da bu doğrular herkes için geçerli olmamalı, öyle değil mi..? Ama futbol bu affetmiyor...

.....


Bir öneri ya da öyle bişi: Kewell'ın sözleşmesi dondurulsa, parasnın bir kısmı da verilse. Sezon bitince yeniden anlaşılsa. Nonda gönderilse ama Kewell, hep bizimle kalsa... Böyle bişey imkansız mı yahu?! Batar mıyız ulAn?!?!

Haydi Musti!

Stad müdürü Hamit Kaşeli'nin istediği oldu ve Gaziantep maçı oynandı dün. Sahip olduğumuz 20 parmak kendini kaybetse de eğlenceli bir Pazar akşamı olduğunu söyleyebilirim. Tüm maç boyunca hem tezahürat yapıp, hem zıplayıp, hem geyiğin dibine vurup, hem kar topu savaşı yaptık! Kısacası çocuklar gibi şendik. Bunca eğlencenin üzerine Mustafa Sarp'ın attığı gol ve gecenin sıcacık bitmesi... Galatasaray 1-0 G.Antep

Maç çıkışında arkadaşa da söyledim gibi şu maçtan galibiyetle ayrılamasaydık; eve dönüşün nasıl bir ızdırap haline geleceğini hepiniz tahmin ediyorsunuz heralde. Mustafa bjk maçında ki gibi yine arka direğe koştu ve topu tavana yolladı. Capone'yi hatırlatıyor. Bu maçta takımı değerlendirmek saçma olacağı için maçın en güzel hareketiyle yazıya nokta koyalım.

Bir pozisyonda Mustafa Sarp'ın topu kapmasıyla, ön sıralardan kalınca bir ses gelir:

"Haydi Musti!!"

24 Ocak 2010 Pazar

Hamit Kaşeli / Ali Sami Yen Stad Müdürü

"İddia ediyorum bu maç, yarın oynanacak"

Yukarıda ki sözler canımız stadımızın müdürü hamit kaşeliye ait. Gece ekipleri falan sokmuş stada. Belediyeden destek almış vs vs.

fbli olduğunu cümle alemin bildiği hamit kaşeli için stad zemini, oyuncu sağlığı, oyun kalitesi pek önemli değil... Her nekadar deliler gibi özlesemde; takımımı, stadımı ve oynanırsa; ne pahasına olursa olsun gidecek olsam da maça, bu maçın ertelenmesi taraftarıyım. Ertelenirse; "maçlar sıkışacaktır" şeklinde düşünenlere de Premier Lig'i takip etmelerini öneriyorum. Benim şu vakitten sonra en küçük sakatlığa, rahatsızlığa tahammülüm kalmadı!

22 Ocak 2010 Cuma

What's Going On?!?!

Nasıl bi bahtsızlık yaşıyor böyle, anlamış değilim... Baros'u beklerken, Kewell 2 ay boyunca yok haberini alıyoruz! Kahroldum duyunca bu haberi. Bir yandan Galatasaray'dan ayrılan 2 topçu doktorları suçluyor, "futbol hayatımız bitiyordu" diyorlar! Aklımdan geçenleri yazıya dökemiyorum şuan.
Jo'yu da aldık ne güzel, Madrid maçında Neill'i forvete koyarız. Nasılsa Avustralyalılar, her mevkide oynuyor Galatasaray'da...

Gerginliği Atınca... Jo Transferi Meselesi 3

... üstümden, sakin sakin düşünmem gerektiğini hissettim. Net ortamında konuşma fırsatı bulduğum çoğu insanın beni yanlış anlamasından ya da kendimi tam olarak ifade edemememden dolayı gerildim, şu transferin tamamlanmasına değin.

Joao Alves. CSKA'dan beri dikkatlerimizi çeken bir futbolcuydu. Wagner Love'la müthiş bir ikili olmuşlardı. Gösterdiği performansın ödülünü EPL'ye giderek aldı. 18 Milyon Sterlin, değerinin çok üstünde bir paraydı ama parayı ödeyen Manchester City olunca, insan normal karşılayabiliyor.
Manchester City'nin para babaları takımı forvetle doldurunca, 87 doğumlu bu genç tecrübesizliğinde etkisiyle 11'e giremiyor ve menejeriyle papaz oluyor. Everton'a kiralanınca kendini gösterme niyetine girişiyor fakat düşen performansı ve yeni menejeriyle yaşadığı sorunlar, Everton'ın Lincoln'ü haline getiriyor onu. Kafasına göre hareketleri takımla bağlarının kopması şeklinde sonuçlanıyor.

Şurada ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Benim Jo'dan önce, Galatasaray için düşündüklerim şunlardı:
Galatasaray'ın gücünden şüphemiz yok. Baros'un sakatlanması haliyle kötü etkilesede takımı, Nonda'yla bile biz bu ligi götürebilirdik. Sonuçta Elano, Arda, Kewell ve Keita gibi gol yollarında etkili 4 Dünya yıldızına sahibiz. Ligde ilk 2 garantidir benim gözümde.
Bu kadroya nasıl bir transfer gerekliydi? Şöyle alternatifler var(dı):
1 Kaliteli Türk Oyuncu + 1 Yabancı(Avrupa'da oynayabilecek
Joao Alves + 1 Yabancı(Avrupa'da oynayabilecek)
"Bu şekilde 2 transfer yapıldığı takdirde, zaten gol yollarında durdurlamaz bir takım olan Galatasaray şaha kalkar, önünde kimse duramaz. Performans durumlarına göre 2000''de ki efsane kadromuzu yakalamış oluruz." diye düşünüyordum.

Ancak Jo transferi duyulduğu vakit, herkesin bu sene içinde bulunduğumuz UEFA kupası mücadelesini unutup; "bu transfer ligde CL'ye kalabilmemiz için yapıldı, süper!", "beğenirsek bizde kalır, uzun vadeli transfer!", "artık garanti şampiyonuz!" şeklinde düşünceler belirtmesi beni taraftarların içinde bulunduğu durum doğrultusunda korkuttu.
Şuanki Galatasaray'ın ligde şampiyon olabilmesi için Jo seviyesinde bir futbolcuya ihtiyacı yoktu ki... Galatasaray transfer yapmadan bile şampiyonluğu göğüsler ama UEFA'dan elenme tehlikesini göze almış demektir. Ayrıca şunu da ekliyordum her seferinde; bu transferden sonra mutlu olan arkadaşlarımın + başka transfere gerek yok diye düşünen insanların, UEFA'dan elendikten sonra yönetim hakkında düşüncelerinin nasıl olacağını çok merak ediyorum.

Evet Jo transferi ile de UEFA kupası tehlikeye girmiştir. Şunu demiyorum; "Galatasaray şuan Atl. Madrid'i eleyemez!" Sahip olduğumuz kadroyla, Madrid'i elememiz imkansız değil ki defans hatları "Galatasaray bize gol yağdırır" diye bas bas bağırıyor. Jo'dan sonra yapılacak güzel bir transfer ile Atl. Madrid'i rahatlıkla eleyeceğimizi düşünmekteyim. Aslında transfer yapılmasa da olur forvete şuan. Ancak içimizde ki tedirginliği atmak adına, Atl. Madrid karşısında oynayabilecek bir adam lazım... Bekliyoruz...

Ok, Let's GO! Saldır Haldun!

Giovani Dos Santos!

21 Ocak 2010 Perşembe

Olmadı Usta... Jo Transferi Meselesi 2

... olmadı be Haldun Reis. "Herkesin memnun kaldığı transferleri yaparken iyi de beğenmeyince kötü mü?" diyecekler olacaktır. Öyle değil işte. Haldun Üstünel'in transfere tek başına karar vermediğini hepimizi biliyoruz. Yönetim olarak karar alınıyor ve ondan sonra iş Haldun Abimizin becerisine kalıyor muhtemelen. O da yine büyük bir başarı göstererek İngiltere'de mutsuz olan büyük yetenek Jo'yu kattı Galatasaray kadroysuna. ama olmadı be abi. Yetenekleri var ama ben 2. bir Lincoln vakasından çok korkuyorum. Diyorum "eleman daha çocuk, Lincoln gibi olmaz, oturttururlar adamı g.tünün üstüne" ama eleman kendini göstermesi için kiralık gönderildiği Everton'da bile kadro dışı kalabilmiş...
Sezon sonuna kadar kiraladık. Sonra tabi yararlı olursa ve "paramız yeterse" satın almak gibi bir hakkımız var. Jo bugün 22.30da İstanbul'daymış.

Gelelim fasülyenin faidelerine... Jo UEFA mücadelesinde bizim adımıza Atl. Madrid karşısında forma giyemeyecek. Benim düşündüğüm nokta da bu. Bi başka Forvet transferi yapılacak mı? Sercan Yıldırım gibi istediğimiz bir futbolcuyu alıp, yanına hem Avrupa'da hem Türkiye'de oynayabilecek bir futbolcu transferi daha mantıklı olmaz mıydı? Gerçi şu dakikadan sonra, Nonda'dan faydalı bir yabancı alındığı taktirde ne Türk futbolcu isterim ne de Jo'yu ne b.kuma aldın derim. Bir başka transfer şart! Eğer ki transfer yapılmaz da Avrupa'dan sınır dışı edilirsek Madrid tarafından vay ozaman yönetimin haline. İnsan evladı çok kolay sevip, çok kolay nefret edebiliyor. Hele ki Türkiye'deysen ve yanlış yaptıysan s.çtın demektir... Yönetimin iyi düşünmesi lazım.

Millet orda burda yazıyor. Çok iyi kaynaklarım var, yönetimden tanıdıklarımız var, Adnan Polat amcam olur vs vs. Ulan bugün 171238917 kere F5'e bastım Gs.org'ta, her basışımda bi küfür ettim bi kaynağımın olmamasına. Beni biri arasaydı, hiç basma kardeşim Jo bizde, yeniside gelecek deseydi içim şuan sıkıntılarla dolu olmazdı. Sınav derdinden kurtulsam Galatasaray derdi başlıyor arkadaş. Gerçi Sarıyla kırmızı hayatımız olmuş anasını satayım... Derdimiz de sen sevincimizde...

Hayırlı olsun ne diyeyim...

Unsorted Stadiums <5>

GIF SUNDVALL

Uzun süredir ara verdiğimiz Unsorted Stadiums serisine İsveç 2. Ligi takımlarından Sandvall Futbol Kulübü'nün Stadı, Norrporten Arena ile devam ediyorum. Önce biraz takımı tanıyalım.
Sandvall, 1903'de kurulan bir ekip. Takımın tam ismi Sandvall Jimnastik ve spor kulübü (1903'te kurulan kulüplerin ortak özelliği sanki:)). Yüz küsür yıllık tarihlerinde 1942'de alınmış bi İsveç Kupası'ndan başka birşey yok. 1.Ligi 5.sırada bitirdikleri bir sezon olmuş gerçi, başarı sayılabilir. E ortalama bir takımın tarihinden bu kadar bahsetmek yeter, asıl ilginç olan stadlarına geçiş yapalım.

Idrottsparken

İlk gördüğümde aklımdan ilk geçen düşünce şuydu: "En rahat localara sahip stad budur heralde." Öyle ki takımın en baba, en fanatik, en sadık taraftarları için önce bir apartman yapılmış ve ardından yoğun istek üzerine yanına bir kaç tribün ve ortasına saha yerleştirilmiş gibi. Duyulan rivayetlerden biri, zaman zaman caddeye bakan tarafta kiralık yazısı görüldüğü oluyormuş(!)
1903 yılında inşa edilen İdrottsparken, 2001-2002 sezonunda son halini almış. Stadın ismi, 2006 yılında endüstriyel futbol anlayışına yenik düşerek son yenileme çalışmalarıyla birlikte Norrporten ismini almış. Her nekadar taraftarlar alışamasa da durum bu. Stad şehrin merkezinde bulunuyor. 8500 kişi kapasiteye sahip. Sandvall taraftarlarının ihtiyaçlarını karşılaması için birkaç kez elden geçirilmiş ve en sonunda "toplu konut" şeklindeki halini almış durumda.
Apartmandan bakınca(radyodan maç anlatıyomuşum gibi düşünün), sağ tarafta kalan kale arkası tribünde bir hayli ilginç bir şekle şemale sahip. Eski açığın 1/25 küçültülmüş hali gibi(oran terside olabilir). Ama orda da bitmiyor. Apartmanın bir çıkması var! E haliyle altı boş. "O boş kısmada koltuk döşeyelim ki para kazanalım değilmi ama?" Taraftarının canını para uğruna tehlikeye atan bir kulüp, eheheh.
Sandvall takımının çılgın birde taraftar topluluğu bulunuyor. Patronerna! Her büyük maçta koreografiler mi istersin, mühiş tezahüratlar mı dersin. Tribünlerinde bayan ortalaması yüksek bir taraftar grubu ve bayağı sıkı tribüncü oldukları her hallerinden belli. Buradan buyrun. Deplasmanlara gidip takıma sıkı destek veriyolar. Güzel bir futbol kültürleri var, İngilizvari. Önce bir Pub'ta içkilerini yudumlayıp sonra hepberaber stada geçiyorlar. Erkeklerde ki futbol anlayışı; "Bira+Futbol+Sex= Mükemmel Bir Hayat" şeklinde! Hiç tasvip etmiyoruz :P

Unsorted Stadiums Serisi

Nice Yıllara..! uA 9 Yaşında..!

Saint Sophia Katedrali / Kıbrıs
Heryerdeyiz!
9.yılında, 90. yılında, sonsuza dek Galatasaray için mücadelemize, Alpaslan Abimizin bize bıraktığı yoldan devam edeceğiz.
Nice başarılı, nice sarıkırmızı yıllara...
Herkes Gider Biz Kalırız Biz Galatasaraylıyız!!!

Fotoğraf İçin Emre Kardeşime Teşekkür Ediyorum...

Paylaşım Sitesi Anlayışı:)

İnternette bir resim ararken karşıma çıktı bu. Gireyim bakayım şu "yuh dedirten fotoğraflara" derken ünlü paylaşım sitelerine yollanan bu fotoğrafla karşılaştım. Spor salonundaki hatuna ağzı açık bakan adamı ne güzelde yakalamışlar:)
Altında Bangbros yazıyor. Çeken adam imzasını da atmış:)
Ya bu galeriyi yapan adam çok cahil yada çok boş insanlar:)
Transfer meselesi iyice daraltmıştı valla, iyi geldi sabah sabah.

Uefa'da Gün Değişikliği ve Bilet Tanıtımı

Sabah okumuştum haberi aslında ama şimdi yazmak, bi köşeye not etmek gerektiğini düşündüm. Görmeyenler, bilmeyenler vardır.

Herkesin de bildiği gibi Beşiktaş maçının 2 gün ardından A.Madrid'le Sami Yen'de rövanş maçına çıkacaktık. Deplasman tarihlerini aklıma yerleştirmek için sık sık fikstürü kontrol ederim. Bunu yaparkende, 2 günlük farka gözüm takılıyordu her seferinde. Kulüpten federasyona bir talepte bulunulmasını beklerken, bu haberin gelmesi iyi oldu. Artık federasyonun umarsızlığından mı, yoksa muhattap olarak UEFA'nın alınmasından dolayı mı UEFA'ya başvuruldu bilemem ama maçın 2 gün ertelenmesi sevindirici. Maç günü ve saati; 23 Şubat Salı saat 19.00'dan, 25 Şubat Perşembe saat 20.00'ye alınmıştır bilginize...

Diğer konu hakkında pek bişey söylemek istemiyorum, zira daha çok erken. Final biletlerinin tasarımı basına tanıtılmış. Tasarımı kim yaptı acaba; Sarı-Kırmızı olmuş. Almanya'nın renkleri açısından da olabilir fakat ben öyle yormak istemedim. Bi bildikleri vardır belki:):)

20 Ocak 2010 Çarşamba

Şeytan Diyo ki... Jo Transferi Meselesi!

... sil mozillayı, choremeyi, explorerı bilgisayardan. Hatta uğraşma kapat bilgisayarı kitap oku tüm gün! Ne tv izle, ne gazete oku, ne bloglara bak. Kes spor dünyasıyla ilişkini... Transfer günleri boyunca istediğim şeydir şu yazdıklarım ama insanoğlu yapamıyorsun. Tv'yi açarım ilk iş ligtv, ntvspor vb. Pcyi açarım ilk iş blogger, ntvspor vs. Sonra duyduğun haberlerle, insanların muhabbetleriyle çatla bütün gece!

Ntvspor'da Jo'nun transfer edileceği yazıyor, tv'de haberlerde dönüyor. Haber şöyle;

Turkcell Süper Lig’in ilk yarısında sakatlanan Milan Baros'un iyileşme sürecinin uzaması üzerine harekete geçen Galatasaray, çok önemli bir oyuncuyu kadrosuna katmak üzere...

İngiliz gazetesi Daily Mail'in haberine göre, yaklaşık 20 gündür İngiltere'de bulunan ve Lucas Neill transferini gerçekleştiren yöneticiler Haldün Üstünel ve Murat Yalçındağ, kiralık olarak Everton'da forma giyen Manchester City'nin Brezilyalı golcüsü Jo ile anlaşmaya yaklaştı.

Sarı-kırmızılı yöneticileri, 23 yaşındaki futbolcunun öne sürdüğü şartlardan çok, Jo'nun statü gereği Atletico Madrid karşısında oynama şansının bulunmaması ve henüz 8 kişilik yabancı kontenjanında yer açılmaması zorluyor.

Haberi okumaya başladığında, İngiliz gazetesinin iddası olduğunu belirtiyor ama geri kalanını kendi düşündüklerini yazmışlar belli. Neredeyse kesin gözüyle bakıyorlar. Son paragrafı özellikle vurguluyorum. Adamın UEFA'da oynayamayacağını ve 8 kişilik kontenjandan bahsedilmiş.

Biz neden transfer yapıyoruz? Türkiye kupası için mi alıyoruz Jo'yu, Neill'i? Bu kadar da bile bile hata yapılmaz ki. Haldun Üstünel kadar zeki bir adam, hangi akla uyacakta Jo'yu UEFA engeline rağmen transfer edecek? Basının bu şaşkolozluğu nedendir?Başka sitelerde, bloglarda, orda burda da Jo muhabbetleri dönüyor. Kimse mi farketmiyor bu adamın oynayamayacağını, böyle bir tranferin olmayacağını. Herkes bi mutlu falan böyle, geceyi bekleyin bilmem ne... Ulen bi ben mi okuyorum bu ayrıntıyı? Çok ilginç bir hissiyat içerisindeyim ve bekliyorum "geceyi"...

19 Ocak 2010 Salı

Ey Gidi Ey... Erman Toroğlu Kovuldu!

Ey gidi ey demek geliyor içimden. Çok seviyordum demiyorum ama izlemekten hep keyif aldım bu yaşıma kadar. Erman ve Şansal 2'lisiyle izledim uzun yıllar boyunca futbolu. NTV'de Rıdvan varken, ben LigTv'de Erman Hoca'yla Şansal'ı takip ettim. Alışkanlıktı belkide. Keyif aldım yıllar boyu bu 2'liden, hiç bıkmadım. Tamam hakem dünyasını çok etkilemiş olabilir, çok i.nelik yapmış olabilir( affına sığınarak söylüyorum:D), Ümit Karan'a meşhur "eve bişey kaldı mı Ümit?" sorusunu sormuş olsada sevdiriyodu kendini. Bilmeyen çok bilmişlerdendir o. Maraton'da en çok bildiği konuyu konuştuğu için farkedilmiyor ama bir söyleşide çok saçmalamıştı kendileri. Yinede Maraton'un bitmesi(bu ikilinin ayrılması) üzdü beni. Umarım daha iyileri gelir, ne diyelim...

C.Ronaldo ve Vinnie Jones!



Aradaki 7 farkı bulun, fotoğraf sırasıyla sevimsizlik ve sevimlilik açısından.
Filmlerin kötü adamı, sahaların eski kasaplarından Vinnie Jones bile Ronaldo'dan daha sevimli duruyosa diyecek bişey bulamıyorum. Ne kadar itici bir adamsın Kıristiyano!

Pembe Kar:)


Amerika'da pembe kar yağmış. "Sabah bir kalktım heryer pespembeee" dediğimizi düşünsenize. Yok yok beyaz güzel:) Zaten gıda boyasının havaya karışması sonucu meydana gelen bir olaymış. Sağlık açısından bi sorun teşkil etmiyormuş vede. O zaman canımız sıkıldımı salalım gıda boyasını, istediğimiz renge bürüyelim Dünya'yı:D Heryer sarı-kırmızı falan böyle! Sarı-Kırmızı Şeyler bloguna da selam olsun burdan:D

Galatasaray Avrupalı Diye mi?

Anadolu kulüplerinin, Galatasaray'a karşı takındığı futbolcu satmama huyu, son zamanlarda iyice iflah olmaz bir noktaya geldi malesef. Hangi futbolcuyu istesek, kulübü için paha biçilemez oluyor. Kulüp yönetimi heyecandan ne yapacağını bilmiyor. Tabi bu duruma alışık olanlar da var. Hiç öyle heyecan belirtileri olmamakla birlikte, o kadar sinsiler ki Galatasaray Spor Kulübü ile dalga geçmek cüretinde bulunabiliyorlar. Kayserispor'un Gökhan ve Topuz transferlerinde yaptıklarından dolayı alışmıştık zaten bu tür olaylara. Sonra ne oldu? 2'side Fener'de. Geçen sezonun sonunda Manisaspor'un, Sezer Öztürk konusunda yaptıkları da tuz biber olmuştu bu transfer olayına. Oyuncu ısrarla, "ben Galatasaray'da oynamak istiyorum" dese bile satmıyor adamlar ve kadro dışı bırakacak kadar da rahatlar. Gül gibi eleman aylardır lig maçı oynamadı, yazıktır. Galatasaray alamadı ama Eskişehir tabiki de aldı! Biz kimiz ki Es-Es varken! Es-Es forumlarında aracı olmaktan korkan birçok taraftar var bu arada. He bu arada Ufuk Ceylan'ı da nasıl aldıysak hala inanamıyor insan, inat etmişti sanırım o. Oynamam beklerim gitmeyi şeklinde. En son Ali Turan'da niyetliydi böyle inatlaşmay...

18 Ocak 2010 Pazartesi

Muhasebe, Senin Ta...

Muhtemelen bu yazıyı okuduğunuzda sınavdan çıkmış olucam. Bu kadar çalışmayada güzel geçmesi gerekir ama muhtemelen sıçıp batırcam finaldeki gibi. Söz veriyorum güzel geçerse, orta öğretim hayatınız boyunca, her sınav sonrasında ağlayan, sızlayan ama her seferinde yüksek not alan öğrenci taklidi yapmayıp; burda harbi, adam gibi, delikanlı gibi (ve bilimum yücelik bildiren sıfat) "güzel geçti uleeeeeeyyyn!" diyeceğim.

Sınavların açıklanmasından sonra sahip olduğum 2 haftalık süreçte çalışmayıp, bu gece bu triplere girip çıkmam konusuna gelirsek. Ne siz sorun, ne ben söyleyeyim. Bilmiyorum. Son 2 gün boyunca çok istedim çalışmayı ama amkdumun yerinde; aklımı toplayamadım, yoğunlaşamadım. ÖSS'den sonra çalışmayı unutmuş bi kişilik olduğumdan sanırım, bi kolları sıvayıp başlayamadım derse.

""Sıçtığımın mavisini" görür gibiyim "" yazdım feysbukta. Bi kardeşim, "sıçtım mavisi la o yazmış." Değil işte. Ben sınavda sıçarken suratımın hangi mavi tonuna gireceğini görüyorum şuan. Dediğim mavi, o mavi. "Sıçtığımın mavisi"!!! bi şeyi 40 kere söylersen olurmuş derler amk. Tamam sustum. Dualarınızı eksik etmeyin. İyi sabahlar anacım...

EDIT: Güzel geçti vallahide billahide. Artık hoca bi +50 vermez ise kendimi boğaza zincirleyip eylem yapıcam ak! 3 senede Muhasebe geçemeyen dangoloza çıktı adımız amk! OF!

16 Ocak 2010 Cumartesi

Ölüm Varmış Korku Varmış...

Aslında ben şu maça gittim, ben şöyle yaptım falan şeklinde yazmayı sevmiyorum ama yaşadığım bi olaydan dolayı yazma ihtiyacı hissettim. Bu akşam, voleybol derbisine gittim(!) Sonuç 3-0 ve sadece 2.periyotun yarısı mücadele ettik. Sahada rencide olsakta, tribünde başımız dik durmayı bildik... f5liler maçın sonlarına doğru resmen bizim "ölüm varmış..." tempomuzu seyretti! Neyse konuya gelelim.

Bi adam var tayfada. Adını vermeyeceğim. Kanca burunlu, peltek. Abi diyoruz saygı gösteriyoruz ama biyere kadar. Her maç görüp, her maç selam vermem rağmen ne hakla ya da kendini ne zannederek böyle "kendini bi bok zanneden tavırla" hareket edebiliyor anlamış değilim. Sinirlerimi bozuyor benim.

Voleybola maç izlemeye gitmem ben çünkü anlamam, oyundan herhangi bir heyecan almam. Sırf destek için giderim. Tabi bu akşamda, bütün maç deli gibi bağırdım ve az kişi olduğumuz için alkışla tempo tuttum. Burhan Felek'te üstlere çıkınca nasıl serinlik oluyor(malüm içersi 30 derece ve su-ter içindeyim), bende sonlara doğru yukardaki balkonda bir sigara içmek amaçlı zar-zor yukarı çıktım. Kapı kapalıydı, yalan oldu da aşağı inmeye üşendim ve yukarda maçın bitmesini bekleyerek, tezahürata aynı tempoda eşlik ettim.

Bir ara ellerim alkıştan su toplayacak diye düşünürken, cebime sokup tezahüratı bağırmaya devam ettim.
Bu bahsettiğim şahıs bana döndü, "sen bağırma a.k, boşuna bağırma. eller cepte sie!" gider yaptı. Ben tabi "abi ne diyosun bak ellerimin haline(ellerimi göstererek), daha neyin alkışını istiyosun!" şeklinde cevap verdim. "bırak s.e git, bağırma boşuna" diye yanıt verdi. Bi eleman tuttu beni, boşver kardeşim gibisinden.

Ben her salon maçında gördüğüm amcama güvenlik dokununca polislerin yanında güvenliği ittirip kaktıracak kadar bulunduğum tayfaya saygı duyuyor ve duruşumuza önem veriyorken, böylelerinin çıkıpta bu şekilde kendini bilmez tavırları hiç hoşuma gitmiyor!! Çok fena sinirlerim bozuluyor böylelerine, "kimlerle, neyin peşindeyim ak" diye söylenmeme neden olacak kadar.....

15 Ocak 2010 Cuma

Recep Çetin ve Feyyaz Uçar


İhaleydi falandı filandı geldi geçti. O kadar Digitürk'ün yayın kalitesini eleştiriyoruz vs vs. ama dün gece şunu farkettimde ben bütün gece(ve pc olmadığı zamanla) LigTv ve Spormax arasında mekik dokuyormuşum. Gayette eğleniyorum hani, programlar güzel. Tamam maç yayınları hakikatten çok çok iyi değil ama o kadarda kötü değil. En azından emek var ortada. Neyse...

İz Bırakanlar diye bir programı var Ligtv'nin. Dün gecebu programa rastladım ve konuk bjknin efsanelerinden Feyyaz Uçar'dı. Kendisini görüntüsü itibariyle çok agresif bulurum. Gençlik görüntülerinden bahsetmiyorum, onlarda tam anlamıyla "Kibar Feyzo" yada kendi deyimiyle "Feyyo":) Dün gece gördümki o kadar da sıkıcı bir adam değil. Gayet güzel bir Türkçesi var ve çokta eğlenceli anlatıma sahip.

Recep'le 6 yıl boyunca oda arkadaşı olduğunu anlattı. 6 yıl boyunca hiç konuşmamışlar. Recep'inde kendisi gibi susmayı seven biri olduğunu anlattı ve ekledi: "İlk ve tek kez Malmö maçından sonra konuşmuştuk! 2 gol attım, 2-2 ye geldi maç ve Recep kardeşim bizim kaleye rövaşatayı bi çaktı, herkes dumur oldu." tarzında anlattı golü ve maçtan sonra otele gittiklerinde uzanıp Avrupa maçlarının özetlerini izleyeceklermiş. Program başlarken çıkan jenerikte ki ilk gol Recep'in attığı rövaşata gösterilince; Feyyaz, Recep'e dönüp şöyle demiş: "Aferin jeneriklere bile girmişsin..." :D

Nolcak Bu Benitez'in Halı(i)

Liverpool, Reading'e evinde kaybedip FA Cup'tan elenerek herkesi şoke etti. Aslında gidişattan her türlü sürprizi bekleyebilirdik ancak Anfileld'da böyle saçma bir skoru almaları hayli şaşırtıcıydı. Torres'in sakatlanıp 6 hafta boyunca sahalardan uzak kalacak olması ise Liverpool'un içine düştüğü duruma tuz biber ekti.

Uzun süredir (hatta geldiğinden beri) taraftar ve spor basınınca, yaptığı transferler açısından eleştirilen Rafa Benitez'in gitmesi isteniyor artık. Taraftarlar ağız birliği edip gitmesini istediklerini belirtiyor.
Elindeki maddi varlığı çok garip seçimler yaparak ucuz ama ortanın üstü futbolculara yatıran Benitez, çoğundan hiçbir verim alamadan gönderdi. Buda başarının gelmesini engelledi. Bugüne kadar transfere Dünya'nın büyük kulüpleri kadar para harcayıp, paranın büyük kısmının çar çur olması sonucu Benitez'e karşı sesler iyice yükseldi. En son Maxi Rodriguez'i aldı A.Madrid'ten, Torres'ten sonra ki en iyi transferidir bana göre...

The Sun'da yaptığı 15 fiyasko transferi fiyatları ile beraber yazmış. Buradan buyrun:
JOSEMI £2m
ANTONIO NUNEZ exchange
FERNANDO MORIENTES £6.3m
JAN KROMKAMP exchange
MARK GONZALEZ £4.5m
CRAIG BELLAMY £6m
RYAN BABEL £11.5m
JERMAINE PENNANT £6.7m
ROBBIE KEANE £20.3m
CHARLES ITANDJE undisclosed
GABRIEL PALETTA £2m
PHILIPP DEGEN free
ANDREA DOSSENA £7m
MAURICIO PELLEGRINO free
ANDRIY VORONIN free



Mateus Alberto Contreiras Gonçalves

Bir Manucho vardı diyesim geldi, fotoğrafı görünce. Angola-Malawi maçının fotoğraflarında görünce, Manucho'dan bahsetmek istedim. Angola Milli takımının en önemli oyuncusu. Nam-ı diğer golcüsü...

Sir Alex Ferguson'un, fiyasko transferleri diye bir liste oluşturulsa ilk 10'a gireceklerden biri de Manucho'dur. Geldi ve gitti şeklinde değerlendirilebilir kendisi. Potansiyeli büyük genç futbolcu diye Manchester United'a gidip Avrupa'ya ayak basması amaçlanmış gibi. Geldiğinde 24 yaşında, genç(!) futbolcuydu. Günümüz futbolunda genç futbolcu deyince en geç 20 yaş olarak kabul görüyor gerçi...

Geldiği sezon Panathinaikos'a ve sonrasında Hull City'e kiralandı ve bu sezon sessiz sedasız İspanyol Valladolid'e verildi. Bundan sonra da gezer böyle Avrupa'da.
Angolalı orta sınıf futbolcuya bile bu şans verilirken, türk futbolunda inanılan düşünceyi kabul etmemek yanlış olur:
"Avrupa futbolunda Türk vatandaşı olarak oynamak çok zor..."

Allahım Baros'u Bize Bağışla!

Arkadaş neler oluyor böyle yahu. Niye bizde sakatlanan oyuncular iyileşemiyor bir türlü. Tam idmanlara başlıyor eleman, birden bi haber geliyor, "Baros Almanya'da operasyon geçirdi bilmem kaç hafta sonra çalışmalara başlayacak."

Baros, çalışmalara başladı ne güzel A.Madrid maçlarına kadar da form tutar. Hiç zorlanmayız, mis gibi oynayıp zorlanmadan geçeriz diye umut ediyoruz bizde. Nasıl bir sakatlanma ki bu tam iyileşti derken tekrardan ameliyat oluyor. Yazıktır günahtır...

14 Ocak 2010 Perşembe

Yayın İhalesi??!?!

La noliii:D Çok uzadı ya, stres oldu herkes. Şirkette futbolla ilgilenmeyen insanlar bile holdeki tv'nin başında:D Come on Digi!!
Evet, Digitürk kazandı ihaleyi. Tam 321 milyon dolar! Herkes başka bişeyler söylüyor. Kimi "bu kriz ortamında, Digitürk'ün ödemesi imkansız diyor", "Teleon işine dönen" diyen var. "Türk futbolunun gelişmesi için süper" diyen var. Var oğlu var. Hayırlısı olsun. Digi üyesi olarak sevindim bu olaya. Tabi bize geçirmezlerse ne kadar güzel!

Hoşgeldin Arnavut!

Bilgisayar bozulunca yazamadım gece. Aldık sonunda Lucas Neill'i. Avustralyalı bu arkadaşla Kewell'ın arası da çok iyiymiş. Tip olarak tam bir Arnavut olduğu içi öyle yazdım. Daha gelmeden sevdik kendisini biz ailecek.
He bu arada, Everton'ın gücünden güç almışmıyızdır acaba=)

13 Ocak 2010 Çarşamba

Transfer Çilesi!

Sabah gazete de Galatasaray transfer için para bulamıyor yazar, sonra bi bakarım nette Avustralyalı Fifalık yazar. Başlıktan korkarım, "hassie şimdi hiç adam alamıcaz" diye telaş yaparım. Meğer Fifa bile sitesine koymuş lavukla olan transfer muhabbetini ama resmi sitede tık yok. İşten gelirim, LigTv'de genel kurulda Adnan Başkan ve yönetimine karşı "hovardaca harcamalar yapıyosunuz!" derler. Tabi ben yine tırs tırs "yok hayatta tranfer olmucak!" diye uyuyakalırım. Kalkarım tam blogları geziyorum, Ruud falan yazılarını okurken ve adrenalin üst seviyedeyken, pc bu heyecana dayanamaz tık eder kapanır. Açarım açılmaz! "Lan bişeyi okuyamadık, delircem" diye tripten tribe dalarken benim pc "hadi lan kamil, acıdım al. açılıyorum" şekli yapar. Girerim FCN kardeş blogu "ruud sesleriyle inliyor" falan yazmış ki Nistelrooy ManU'dayken en çok sevdiğim olay tribünlerin "ruud, ruud, ruud" şeklinde bağırmları olurdu. Ben yine heyecan tabi. Bekliyoruz, dıp dıp, dıp dıp, dıp dıp,....

Kara Kış Ekmek Teknelerine Göz Dikti!


Foto Almanya'dan. Gelsengirsen Stadı(br diğer tabirle Gelsenkirchen Stadı)'ndan. Kış şartlarına dayanamamış koca stadın, çatısı. Gerçi koca stad dediğimiz şeyin çatısı neden kamyon brandasından farksız hala anlamış değilim, hehehe. İstemem böyle stad çatısı valla. Aslantepe'ye yaptırmam böyle çatı. İmza kampanyası başlattırırım yeminlen. Zaten lojistik okuyoruz, kamyoncu olarak anılıyoruz. İstemem kamyon brandası gibi çatı! :D

12 Ocak 2010 Salı

Resmen Değil "Resmen"

Fernando Alonso. Renault'la üstüste 2 şampiyonluk yaşamış, kişiliğiyle efsaneler arasına girmiş Formula 1 pilotu. Aslında McLaren'e gittikten sonra belli etti, nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu. Sonra barınamadı ve kürkçü dükkanına geri döndü. Ancak bu demek değilki Alonso kötü bir pilot. Aksine, Schumacher'in eskisi gibi olamayacağını varsayarak F1 pistlerinde şuan için yarışan en iyi pilotaja sahip sürücü diyebilirim.

Sonunda istediğini aldı ve Ferrari'de! Alonso dün, ilk kez Ferrari elbiseleriyle görüldü ve objektiflere poz verdi. Yakışmadı diyemem tabi... Ne kadar gıcık olsamda, yakışıklı herif! Ne giyse yakışıyor! ehehe!!!

11 Ocak 2010 Pazartesi

Büyük Kaptan ve Stephane Chapuisat


Oturmuş nette dolaşırken, chapuisat ismine rastladım. Bu neymiş diye bakınırken, müthiş oyuna rağmen Sami Yen'de 1-0 kaybettiğimiz Dortmund maçında golü atan oyuncu olduğunu öğrendim. Golü ve Bülent Korkmaz'ın akıl almaz hatasını hatırlasam da adamın ismini tabiki de hatırlamıyorum. Daha Avrupa'da kazanmaya alışamadığımız seneler. Tugay'ın, Hakan'ın, Ergün'ün, Arif'in henüz olgunlaşmamış dönemleri. Mançester'i United'da ezmiş kadronun heyecanlı neferleri onlar ozamanlar. Unutmadan bi ara Ömer Üründül'le ilgili de yazalım, eheh.

Güntekin Onay'ın Şampiyonlar Ligi'nde körpe sesiyle maç anlattığı günler. Dortmund önceki sene kupayı kaldırmış, Sami Yen'de konuk ediyoruz Şampiyonlar Şampiyonu'nu. 5 Romenli kadromuzun olduğu seneye denk geliyor. Top havalanmış, Bülent'e doğru ağır ağır geliyor ama o zamanın Genç Bülent'i heyecan yapıp ıskalıyor topu. Chapuisat alıyor topu sola çekiyor, sağa çekiyor, oynatıyor defansı ve vuruyor. Kalede de tecrübesiz Volkan var. Taffarel'in alınmasının sebebi. Bırakıyor topu, giriyor o da.

Aslında bu futbolcu hakkında bi sürü kaynak var ancak yazının amacı o gol olduğundan yazmıyorum.
Stephane Chapuisat'ı araştırırken, karşıma Lars Ricken çıktı. Hani Almanların Genç Semih'i, patlama yapamayan yıldızı, CL finalinde oyuna girdikten hemen sonra topa ilk dokunuşunda muhteşem bir gol atan eleman. Onun hakkında ki blog yazısını okumanız için Borges'e buyur ediyorum sizi.
Ekleme: Chapuisat'ın Tacikistan'da ki pullara resmedilecek kadar ünlü ve sevilen biri olması ne kadar büyük bir futbolcu olduğunun göstergesidir sanırım. Aslen Macar'mış gibi bir hisiyata da kapıldığımı eklemek isterim şuan. Belki de Tacikistan asıllı, İsveçlidir kim bilir... O zaman bu pul yüzünden yaptığım tüm övgüler boşa gider mi? Gitmez. Kaynak - Borges abimizin yaptığı yorum:
"Bayern Münih ve Dortmund ile Sampiyonlar Ligini almis cok büyük teknik adam olan Hitzfeld der ki sevgili Arnawut: Tüm bu sürec icerisinde yaptigim en iyi transfer hamlesi Sapuzat'i dortmund'a getirmektir.. öyle verim almis, öyle de güzel bir oyuncuydu toplamda.. geldiginde neydi ve gittiginde nasil gitti ve bu fark da onu cok iyi anlatir."

EPL'de Kar Fotoğraflama

"Ne kış yaptı bu sene be!" derdi eskiler. "Çok soğuk olurdu ya hani, okullar, işler tatil olurdu, yollar kapanırdı, Hadımköy'de mahsur kalınırdı" hani ondan. Bitlis, Tatvan'da 3 sene mahsur kalmış(:P) biri olarak ne karlar gördüm, ne kışlar yaşadım demeyi çok seviyorum. Mayıs ayının 6'sında akşamdan piknik hazırlığı yaptığımız bir günde, arabamızı bulamadığımızı biliyorum. Kar kalınlığından dolayı apartmanın ilk 2 katının boşaltıldığını(üst katlara doğru:D) çok net hatırlıyorum.

Konumuza gelelim uzatmadan.

Geçenlerde fotoğrafçıların teknik adamları çekme şeklinden bahsetmiştim burda. Bugünde İngiltere'de kar yağdığı zaman çekilen fotoğraflara takıldım. Aslında çok hoşuma gidiyor ne yalan söyleyeyim. Sahadaki oyuncuyu, kenardaki menejeri çekmek değil asıl amaç. Asıl amaç kar tanelerinin arkasında sıfatları belirtmek diye düşünüyorum. En arkada da tribünün hafif buğulanmış müthiş görüntüsü oluyor. Bu hafta neredeyse bütün maçlar iptal olduğu için az gördük bu fotoları Premier Lig'den ama rahat 10-15 tane bulunur. David Moyes'in fotoğrafı çok kral olmuş ayrıca...

Biri Şampiyona mı Dedi?

Togo Milli takımının başına gelenlere bütün Dünya üzüldü ve herkesin kafasında bunun gibi başka olaylar da yaşanır mı sorusu mevcut. Bu yaz G.Afrika'da yapılacak Dünya Kupası'nın da etkisiyle bütün gözler Angola'da ve artık her olay haberinde soru işaretleri daha da artacak.
Aslına bakılırsa, Afrika'nın içler acısı durumunun daha fazla dikkat çekmesi açısından çok önemli gelişmeler bunlar. Tabi ki kimsenin ölmesine razı olamayız ama durumu ortaya koyması açısından ve Avrupalının, Amerikalının kıtanın halini görmesini sağladı diyebiliriz. İnsanların "biz ne kadar rahatız yahu" demesi bile çok önemli.
Neyse fotoğraf bir internet sitesinde gördüm. Afrika Şampiyonası albümünden. Dünya Kupası'nda bu tarz fotoğrafları göreceğimizi düşünürsek, alışmak için iyi oldu diyebiliriz.

Bu arada, dün tüm gün Eurosport izleyip (Tours de Ski'yi izledim de), Angola-Mali maçını izlemeye niyetlenip de unutmak ne acı bir durum. Hele ki maçın 4-0'dan 4-4'e döndüğünü okuyunca daha bir üzüldüm. Din kardeşimiz Kanute'yi tebrik ediyorum, asdasdkada:))

Beckham ve Milan

Beckham İtalya'ya döndüğünden beri Milano'da keyifler yerinde. Zirveyi bırakmayacaklarını bağıra bağıra söylüyorlar. 3-5 ata ata ilerliyorlar zirve yolunda. Los Angeles'da idman maçları yapıp İtalya'da harikalar yaratıyor Beckham ve bu gidişle Dünya Şampiyonası'nda da İngilizlerin en güvendiği isimler arasında yer alacak. Ronaldinho'nun form grafiğide artmaya başladı ki Juve karşısında 2 golle süsledi galibiyet gecesini.
Juventus köşesinde ise işler hiç iyi gitmiyor bile diyemiyoruz. Berbatlar... Ne hücumda, ne defansta varlık gösterebiliyorlar. Sahadalar ama kafa olarak yokları oynuyorlar. Hey gidi Juve...
Beckham, İtalya'da o kadar rahat ve mutlu ki bunu her halinden belli ediyor. Şu keyfe, şu rahatlığa bir bakın:)

9 Ocak 2010 Cumartesi

İçimizde ki İrlandalı: Kara Kış!

Yukarda Britanya Adası'nın doğal olarakta İngiltere'nin uydudan çekilmiş fotoğrafını görüyoruz. Her yer bembeyaz!
Evde geçireceğim nadir Cumartesilerden biriydi bugünkü ve kendimi "uff ne Premier Lig izlerim şimdi ha" diye hazırlıyordum haftasonuna. Ta ki bu muhteşem tabloyu görene kadar gayet hayatımdan memnundum.
Wigan Athletic - Aston Villa maçı şimdiden iptal olmuş bile. Spormax'in göstermeyeceği bir maç olduğundan pek dert etmiyoruz henüz. İlk maç 14.45'te Hull City ve Chelsea arasında. Umarım tatil olmaz ve şöyle kar yağışı altında ilginç bir Premier Lig maçı izleyelim.
Alttaki fotoğrafı Petit'in Yeri'nde görmüştüm ve kar aşığı biri olarak mest olmuştum. Böyle görüntüler görelim, maçlar iptal olsun razıyım:)

"1996: FA Cup'ta Nottingham-Tottenham maçı öncesi. Taraftarlar donarak maç başlar mı başlamaz mı diye bekliyorlar..."

Büyük Edit:

The following five Barclays Premier League fixtures due to be played this coming weekend have been confirmed as postponed following safety advice:

Hull City v Chelsea (Saturday 9th January 2010, 12:45pm)
Burnley v Stoke City (Saturday 9th January 2010, 3pm)
Sunderland v Bolton Wanderers (Saturday 9th January 2010, 3pm)
Fulham v Portsmouth (Saturday 9th January 2010, 3pm)
Liverpool v Tottenham Hotspur (Sunday 10th January 2010, 4pm)


Bu 5 maç ertelenmiş geçmiş olsun!

7 Ocak 2010 Perşembe

Düzen İstiyorum Düzen!

Sabahları erken kalkmaktan bıktım! Eskisi gibi saat 05.00 sularında yatıp, öğlen 2.5-3 gibi kalkmayı özledim arkadaş! Bütün gün yan gelip yatmayı, evimde istediğim an istediğim şeyi yemeyi, günde 2-3 film izleyip saatlerce fm ve cs oynamayı, sıkıldığım zaman açıp LigTv'nin sürekli yayınladığı günün maçı'nı izlemeyi ve aklıma gelmeyen ama kendimi bomboş hissettiren herşeyi çok özledim...
Sınavlar bitiyo yarın ama bu sefer sabahtan işe gidicem, pff.
Benim için sınav haftasının özeti şu şekilde;
7.30 kalk
10.00 sınav
12.30 iş
17.30 eve dön
19.00 uyuya kal
22 derse başla
22.15 sıkıl
22.30 devam et(sıkılmaya)
02.00 yat

K.J. Huntelaar vs. J.D. Tomasson

Peşpeşe aynı kişiyle ilgili yazı yazmak huyum değildir ancak Milan maçının özetlerini izlerken Huntelaar'ı, Tomasson'a ne kadar benzettiğimi farkettim. Sima olarak demiyorum elbette, kariyer olarak. Huntelaar'ın daha kaliteli ve kariyerli bir oyuncu olduğu çok açık. Tomasson'un ne kadar beceriksiz olduğunu yazmıştık daha önce. Fakat ikiside Milan'da oynadı(biri halen oynuyor) ve ikiside yedek kalmayı alışkanlık haline getirdi. Gerçi Tomasson, Milan'da ki halinden gayet memnundu. Huntelaar, yedek kalmayı seven bir oyuncu değil. Madrid'den kaçması bunu gözler önüne seriyor elbette. Bakalım onun sonuda Tomasson'unki gibi kürkçü dükkanında mı olacak...


fotoda cuk diye tomasson'un kariyerine oturdu he:))

Sercan Yıldırım Keşmekeşi

Son 2 yıldır gündemi meşgul eden, 3 kulübü peşinden koşturan bi oyuncu Sercan Yıldırım. 90 doğumlu bu Sercan bu transfer döneminde yuvası Bursa'dan ayrılacak muhtemelen. Bursa yönetimi teklifleri değerlendiriyoruz diye açıklama yapmış. Beşiktaş'ın Batuhan ve Serdar Özkan+2 milyon euro teklif ettiğini okudum biraz önce. Böyle bir teklifin olduğunu da onaylamış bir Bursa yöneticisi. Galatasaray'ın ise Aydın Yılmaz+2 futbolcu daha önerdiğini belirtmiş ve eklemiş: "En ciddi teklif Galatasaray'dan, Cuma günü herşey netlik kazanır."

Aydın Yılmaz zaten gitsin. Bi cacık olacağı yok. Konya'da attığı mucizevi "+90" golünden sonra bidaha top oynamadı şımarık herif.

Peki bu +2 futbolcu kim? Bitanesi "Lincoln mü?"diyesim geliyor ama gülenler olacaktır belkide. Benimde aklıma pek yattığını söyleyemem ama bu teklifi bu kadar ciddi kılacak başka hangi oyuncu olabilir diye düşünüyorum da bulamıyorum. Serkan Çalık vardı bizde, süper bi geçmişi yok ve sakatlıktan kurtaramıyor paçayı. O yüzden Serkan'ı eliyorum. Geriye akla mantığa yatan bir tek Lincoln kalıyor. Lincoln'ün durumunun tam olarak ne olduğunu da bildiğimi söyleyemem ama etraftan duyduğum/okuduğum kadarıyla bizim oyuncumuz ve istediğimizi yaparız. Çok merak ediyorum neler olacağını...

6 Ocak 2010 Çarşamba

5 Ocak 2010 Salı

Mark Hughes

Milli takım için adı geçen menejer ya da Galli teknik direktör. Manchester United, hatta Britanya efsanesi. Futbolculuğunda bilmiyorum ama teknik direktör olarak değeri bilinmiyor bana göre. Zamanında şampiyon olduktan sonra dibe inen Blackburn Rovers'ına büyük bir ivme kazandırmış teknik adam. Manchester City'nin Arap patronlarının elinde oyuncak oldu, saygısızlık gördü vede.
Şimdi adı A Milli Takım ile geçiyor. Gelir mi gelmez mi, bizim basınımız rahat ettirir mi ettirmez mi(bu konuda fikrim var. hayır) hiç bir fikrim yok ancak gelirse iyi olur diye düşünmekteyim. Yardımcı olarak, Blackburn'deyken çok iyi anlaştığı Tugay düşünülüyor ki mantıklı. Kısa vadede değil, uzun vadede bile bakılabilir olaya. En azından Tugay'ın gelişmesi açısından önemli bir gelişme olur.
Demem o ki futbol dünyasının en karizmatik Menejeri Mark Hughes'un gelmesini can-ı gönülden isterim...