30 Aralık 2010 Perşembe

fransız'dan kiralık tirbün

Güne iyi başlamak için izlenilebilir. "Selam, bugün Montpellier'in yakınlarında Le Cres adında küçük bir kasabadayız. Amatör lig maçında tribün yapmaya geldik, amacmız oyunculara Şampiyonlar Liginde oynuyor hissi vermek." Çok iyi hakikatten. Ne kadar büyük bir organize olunduğunu videonun bi kısmında daha iyi anlıyoruz:)

barcelona değiliz, ...

muhteşem bir oyun, muhteşem bir taraftar... helal olsun herkese..!

29 Aralık 2010 Çarşamba

fizy

bu ülkede başarılı bir işin, bir insanın, bir organizasyonun karşısına neden hep gereksiz insanlar çıkar çok merak ediyorum. dünya'da ün yapmış bir türk sitesini, sen neyin verdiği rahatsızlıkla kapatıyorsun. madem kapatmak niyetindesiniz, neden çocukça oyunlara başvuruyorsunuz? takip ediyoruz, bakalım mahkemelerden ne sonuçlar çıkacak. umarım şu mü-yap denen ziyan kuruluş defolup gider bu ülkeden. fizy yok ama liveza var. bahisçiler buradan buyrun rahat rahat maç takip edin:)

18 Aralık 2010 Cumartesi

Zaferler Senin Ruhunda Var | Konya Deplase

Yeni besteyle gidelim, düşelim yollara... Tezahüratta da dediğimiz gibi; yüreğimizde, büyük aşkınla Cimbomum..!

11 Aralık 2010 Cumartesi

Yüz Karaları

Değil SamiYen, sizin üzerinizde hakkı olan yediden yetmişe kimse hakkını helal etmeyecek. Yazıklar olsun, bırakın o kutsal "takımı" siktir olup gidin.....

9 Aralık 2010 Perşembe

Ne İstersen İste Benden...

Hep bağırıyoruz ya hani böyle, İstersen donatalım dört bir yanı bayraklarla diyoruz ya hani. Kanımızın son damlasına kadar CimBomluyuz diyoruz ya. Bileklerimi kessen sarı-kırmızı akar diyoruz. O gün geldi çattı sanırım, herşeyimizle sarı-kırmızı olmanın vakti geldi.


O gün bugün. Sami Yen'e veda ederken, maziye dönüş yapıyoruz sonunda. Umarım heryer salkım saçak sarıyla kırmızıyla dolacak. Nasıl 14 yıl sonra gelen şampiyonluğun yarattığı sevinciyle donatmışlarsa mabedi, biz evimizden ayrılmanın verdiği hüznün tepkisini sarıyla kırmızıyla dışarı vuracağız.

Heryerden bir sarı kırmızı aksın istiyorum, Sami Yen'e yakışır vedanın ancak bu şekilde olduğunu düşünüyorum. Setler, sarı kırmızı pankartlarla dolsun; kapalının çatısından sarı kırmızı konfetiler sarksın sete kadar. Maç boyu, Seni yıkacak dozerin diye haykıralım istiyorum. İlk yarıyı kapalıda, ikinci yarıyı eki açıkta izlemek istiyorum. Gözyaşlarımızın bile sarı kırmızı akmasını istiyorum o gün...
Sevgili Galatasaraylılar,

Ali Sami Yen stadına veda etmeye hazırlandığımız şu günlerde koreografi ekibi olarak bu vedayı unutulmaz kılmak için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. Dünyanın dört bir tarafında, Ali Sami Yen için bizim hissettiklerimizi hisseden renkdaşlarımızın hissettiklerini beze dökmesi ve bu pankartların Ali Sami Yen’i bir bayram yerine çevirmesi için bir organizasyon başlatıyoruz. Koreografi ekibinin kendi içerisindeki çalışmalara ek olarak düşünülen bu organizasyonda amaç, Ali Sami Yen’i eski günlerde olduğu gibi salkım saçak sarı kırmızıya boyamaktır.
....

8 Aralık 2010 Çarşamba

Maziye Dönüşü İstemek

Abilerimizden bir İzmir deplasman görüntüsü var yukarıda. Ne ateşli bir taraftar topluluğu öyle değil mi? Şimdilerde tribünün görevi bağırmak olarak algılanıyor. Tamam takımı ateşlemek için bağırmak gerekli ancak rakibi korkutmanın da yolu ateşli taraftardan geçiyor.


Önceleri Ali Sami Yen, Cehennem olarak anılırdı. Son 7-8 yılda Sami Yen'e(olimpiyat günlerini atarsak) gelen rakiplerin bu düşüncede olduğunu sanmıyorum. Ya da hangi deplasmanda bu korkuyu salabilmişiz rakibin üzerine?

Bugün bunları yazan kişi, uyuyakaldığı için toplantıya gidemeyen bir kişi. E ozaman bunları söylemeye hakkın yok demeyin, ben düzen kurbanıyım...

7 Aralık 2010 Salı

Come Back Soon CİMBOM!

Geçenlerde internet alemi bu pankartla çalkalandı. Ne zamandır girmediğim td sitesine bile girdim ne olup bittiğini öğrenmek adına. Neler yazıldı neler... St. Pauli'de bir langırt takımı olan Cim Bom'un lige çıkması adına yazılmış bile dendi. Ama en sonunda bir kardeşimizin attığı mail'e cevap veren St. Pauli tribünü mensupları cevap vermiş.

St.Pauli tribünlerine atılan maile cevap gelir ve pankartın mevzusu çözülür:

"Aramızda bulunan Türk bir arkadaşımız ( koyu Galatasaraylı ) ağır hastaydı. Onun icin "Come Back Soon, Cim Bom" yazdık. Kendisi şu an gayet iyi durumda ve tekrar aramızdadır. St.Pauli'den selamlarımızla..."

Almancası:

...Hallo,eines unser Türkischstämmigen Mitglieder ist auch gala-fan und war schwer erkrankt. deshalb "come back soon, cim bom" ihm geht es wieder gut und er steht in der kurve. gruß aus st. pauli!

1 Aralık 2010 Çarşamba

Batan Geminin Futbolcuları..!

"Çalışanlarını genellikle gece yaptığı transfer açıklamalarıyla şaşırtanve sevindiren, Galatasaray Anonim Şirketi bu kez saatler geceye doğru yol alırken işçilerini üzdü."


Bu şekilde geçilmeli bence haber. Elano'yu sattı yönetim. Ara transfer döneminde takımın ağzına sıvamayı alışkanlık haline getiren Adnan's Y.K., yine yaptı yapacağını. Önce Misimoviç'in işini bitiren Adnan's, Elano'yu da bitirdi. Oysa ne sevinmiştik geldiğinde...Transfer konusunda çok başarılı bir çalışma örneği gösterdiler. Bu yönetim sayesinde Galatasaray Anonim Şirketi batmaktan son anda kurtuldu...

Yolun açık olsun Blumer. Biz alıştık, mecburi vedalara... Hoşçakal...

26 Kasım 2010 Cuma

Damien Rice - Delicate


Belki sözleriyle pek alakalı olmayacak ama...

Bütün gece dinleyip, yorgunluğumu atabilirim şuan... Nasıl bir yorgunluktur ki, ne zamanında uyuyabiliyorum, ne uyanabiliyorum... Zihinsel olarak ne kadar yorgunsam, bedensel olarakta bir o kadar yorgunum... Daha bu genç yaşımda bu kadar yorgun hissetmemin "sebebi ne olur" gibi korkuyla karışık sorularım var zihnimde... Bu yorgunluk 3 noktaları arttırıyor yazılarımda... Neyse dinleyip, dinlenme zamanı... Yarın sınav var...

We might kiss when we are alone
When nobody's watching
We might take it home
We might make out when nobody's there
It's not that we're scared
It's just that it's delicate

So why do you fill my sorrow
With the words you've borrowed
From the only place you've know
And why do you sing Hallelujah
If it means nothing to you
Why do you sing with me at all?

We might live like never before
When there's nothing to give
Well how can we ask for more
We might make love in some sacred place
The look on your face is delicate

So why do you fill my sorrow
With the words you've borrowed
From the only place you've know
And why do you sing Hallelujah
If it means nothing to you
Why do you sing with me at all?

So why do you fill my sorrow
With the words you've borrowed
From the only place you've know
And why do you sing Hallelujah
If it means nothing to you
Why do you sing with me at all?

Demlenelim hafiften, başlayalım sessizden bestelere. Son derbidir mabedde. Hüzünlenelim gözlerimiz dolsun biraz ama bağıralım hiç susmayalım son kez hatırlatalım:

BURASI SAMİYEN BURDAN ÇIKIŞ YOK !

19 Kasım 2010 Cuma

Kara Gün Dostu

Evet. Öyle olduğumuzu düşünüyorum. İyi günde var isek, kötü günde de yanındayız sevdamızın. Yine arşınlayacağız yolları, yine paylaşacağız dertlerimizi, yapacağız makaramızı, yine birbirimizin omzunda uyuyup, omuz omuza sergileyeceğiz duruşumuzu.


Geçen sefer mantısını tadamayıp, simitine tamah ettik. Bu sene mantını, yağlamanı yemeğe geliyoruz Kayseri... Bekle bizi "Ananın Yeri"..! ;)

18 Kasım 2010 Perşembe

ultrAs Gallipoli - Yeni Beste

İtalya 7. seviye ligleri "Promozione Gir. B"'de mücadele eden Gallipoli takımının taraftar grubu "Ultras Gallipoli". Çok sıkı bağlılar takımlarına. Gallipoli'yi yıllardır takip ederim, sarı ve kırmızısından dolayı. Bulabildiğim tüm kaynaklar çok güzel ancak hep 1-2 sene öncesine ait. Takımını kötü gidişatı mı bunda etkili bilemedim.


Bir tezahüratlarıyla karşılaştım. Çok hoş bir melodisi var. Beste Ümit Besen, söz Alberto Tardiani hehehehehe. Buyurun Dinleyin:

17 Kasım 2010 Çarşamba

uA Mont Yarışması

ultrAslan'în merakla beklenen yarışması bugün itibariyle başladı. Seçilen tasarımlar arasında tek güzel yukardaki "3"(üç) numaralı mont diyebilirim. Birkaç tane daha var idare eder seviyesinde ama bu mont seçilir diye düşünmekteyim. 3 numaranın bahis oranı 1.02'ymiş diyolağğ:)


yarışmaya oy atmak içün. TIKLA!!!

16 Kasım 2010 Salı

İnternetin Sinir Bozma Yetisi

Yine internette dolanırken okunan haberler ve yine garip garip yorumlar... Yine "ne insanlar var" dedirten anlar yaşadım 15 dakika önce. Öncelikle şu youtube, facebook grupları vb. ortamlarda haberlerin, videoların altına yorum yazan insanlara sormak istiyorum. Nasıl bir his? Eğleniyor musunuz?


Daha öncede burada bahsetmiştim, facebook'ta açılan bir gruptan. Bugünde NTVspor'da ki haberlere bakarken Cana'nın sakatlık haberine tıkladım.(bu aralar bütün yazılarda var diyosunuz biliyorum) 3 hafta oynayamayacak olması üzücü fakat altındaki yorumlara bir baktım ki bakmaz olaydım. Nasıl sinirimi bozuyor; insanların kendini bilmemesi, kendilerini bilmediklerini bilmemeleri... Adam aynen şunu yazmış;
"gs taraftari , dün lorik cana diye tezahurat yaptigi sirada adam penaltı yaptırdı .gs taraftarı Türkiyeye gelmis gecmis en kotu yabanciya neden tezahurat yapar ? ya futbolu bilmiyorlar yada amaclari farkli"
Arkadaş futbola bakış açın nedir? Nasıl bir bilgi haznesine sahipsin futbolla ilgili? Yahu nasıl bu kanıya varmayı başardın? Diye devam eden soru cümleleri kurmak istedim anında. Yazık vallahi billahi. Hem yazık, hem trajıkomik bir durum... Sonrasında Cana'yı savunan bir vatandaşa, cevabıda aynen şu;
"volkan can - eger sen lorik cana takimin en iyisi diyosan ve o pozisyona penalti degil diyorsan . sana tavsiyem yelkenli tekneyle pasifigi gec , sahra çölünü gez , safariye katıl , himalayalara tırman ama futboldan uzak dur ."

Ağlamak istiyorum...

15 Kasım 2010 Pazartesi

Keyf-i Bahis

414 Pescara - Ascoli
iy/ms 1(H) 3.55

416 Hertha Berlin - Bochum
ms 1 1.45

417 Sedan - Ajaccio
tg 2/3 1.70

419 Siena - Grosseto
ms 1 1.40

420 Alcorcon - Córdoba
çb 02 1.52

Toplam Oran : 17.53


Dün oynadığımız Lorik Cana - Manisa maçının moral bozukluğunun ardından, Pazartesi gününe heyecan katmanın en güzel yolu. Hadi bakalım.

8 Kasım 2010 Pazartesi

Lorik Cana, My Bro..!

Trabzon'da maçtan çıktık havaalanında beklerken, şapkalı bir eleman geldi. "Hemşerim merhaba, nasılsın" dedi. Dedim, "hayırdır birader, nerden hemşeri oluyoruz?" Meğer çocuk kosovalıymış. Başladı Arnavutça konuşmaya. Biz tabi İsviçrelerde unuttuk Arnavutça'yı. Dedim İngilizce'den devam et kardeşim. Azcık sohbet edip, fotoğraf çekindik sonra kardeşimle. Sonra o kendi uçağına ben kendi uçağıma binip devam ettik. Tabi "see you again" demeyi ihmal etmedik. Hadi bakalım...

1 Kasım 2010 Pazartesi

The Best Midfield İn tHe World! Liverpool Fans



Woah, woah, woah,
We've got the best midfield in the world,
Xabi Alonso, Momo Sissoko, Gerrard and Mascherano!

Bunu Galatasaraylılaştırıp, tribünde söylemek lazım çünkü yaklaşık yarım saattir bağıra bağıra söylüyorum. çok eğlenceli lan.

Video linki.

28 Ekim 2010 Perşembe

300 Günübirlikçi


300 günübirlikçi battle of khilyos
Yükleyen permalinkmusic. - Film ve TV kanalındaki diÄ�er videolara göz atın

Abi bu nedir ya, öldüm bittim. hahah. one man, one girl!!! trihandrıd günübirlikçi, badıl of kilyos!!

GsBonus - Come On! :)


Neill'ın "come on" deyişi beni benden aldı. Maziyi getirdi aklıma. Az kem ooooağğğn çekmedik zamanında, eheh.

25 Ekim 2010 Pazartesi

İnandık...

İsteyin olacak demiştim altta. İnandık biz, bunu bütün Türkiye gördü dün. fb tribününü katlettik maç boyunca. Oyuncularımız da sahada çubuklu takımı ezdi geçti. Bu kadar eksik olmasa bu maç gelirdi çok rahat ancak olsun Galatasaray geri dönmüş hissini verdi bize en azından.


Beraberliğe sevinmek bizim haddimize olamaz. Bunu anlamamazlıktan gelen fbliler çok komik oluyorlar. Maçtan önce herbiri fark bekliyordu, bizim sevincimiz bunların göt olmasınadır... Bu kadar açık ve net, neyi anlayamıyorsunuz... Beraberliğe biz değil siz sevinirsiniz. (bknz: facia)

Tribüne gelirsek...

Ne yüzle geldiniz dediler, anneniz çağırdı dedik ki o dakikadan sonra ülke sınırlarını geçtim yeryüzünde hangi fbli olursa olsun yüzü kalmazdı. Ben olsam stadı terkeder giderdim... Böyle bir kontra yok...
Çektiğimiz 3lülere maç boyunca ıslıkla(o da gerçek değil hani) bile karşılık veremediler. Belki intikam dersiniz, belki eziklerin her zamanki hali... Tek düşüncem var, acayip pis koyduk..!

edit#ekşisözlük'ten...
tarihler 15 şubat 1998’i gösteriyordu. galatasaray, o hafta fenerbahçe’yi yenmesi halinde liderlik koltuğuna oturacaktı ve bundan dolayı da faruk süren “20:45’de lideriz” diye açıklama yapmıştı. bu açıklama ortalığı ciddi şekilde germiş, fenerbahçe camiası da bu lafı yedirmek için ciddi şekilde hırslanmıştı. yanlış hatırlamıyorsam ümit davala antep maçında aldığı inanılmaz darbeyle sakatlandıktan sonra ilk kez ali sami yen’e gelip maçı izlemişti. çünkü galatasaraylı futbolcular attıkları her golde formalarının altında “senin için ümit” yazılı tişörtlerini göstermişlerdi. her neyse, maça gelirsek fenerbahçe 1-0 öne geçmiş, ondan sonra da devre bitmeden penaltıdan hagi ardından ikinci yarıda da küçük hakan’ın golleriyle 2-1 öne geçmiştik. tek kale oynuyorduk, her an 3. gol bekleniyordu. fakat olmadı ve bir karambolde maçın bitmesine birkaç dakika kala boliç’in golüyle fenerbahçe beraberliği yakalamıştı. muhtemelen fenerbahçe yarın bir gün uefa şampiyonu falan olsa, en fazla o kadar sevinebilirdi bir gole. yedek kulübesi çıldırmış, sahadaki bütün futbolcular formaları çıkarmış, kocaman bir yumak yapmıştı fenerbahçe camiası. ardından maçın bitmesiyle de bütün futbolcular taraftarlarına koşmuş ve çılgınca bağırıp çağırmışlar, bir sürü tezahüratı taraftarlarıyla birlikte söylemişlerdi. hatta ve hatta yine yanlış hatırlamıyorsam bir sonraki maçta fenerbahçe stadı’nda 20:45 diye pankart açılmıştı.

gelelim bugüne; maça gitmeyi kıl payı sinemaya gitmeye tercih etmiş 50.000, hadi o kadar acımasız olmayalım, 40.000 seyirci 10.000 taraftarıyla kadıköy’ü doldurmuştu fenerbahçeliler. yıllardır tek bir şey söylüyoruz, orada fenerbahçe’nin çok sesinin çıkmasının tek nedeni erken gelen goller ve galatasaray’ın oyundan kopmasıdır. fenerbahçeliler 2-0 gerideyken 2-1 yapınca çıtlarını çıkartamayan, ölümü bekler gibi kaderine razı insan topluluğuna dönüşüyordu. bunun nedenlerini fenerbahçeli gerçek taraftarlar zaten açıklarlar, onlar biliyor tribünlerin hallerinin içler acısı olduklarını. benim sözüm bu fenerbahçeliliğini reklam malzemesi yapan “cadde çocukları”na.

bunlar facebook’ta videolar resimler paylaşır, forumlara “cincon, 6alatasaray” yazar, hayatlarında bir kere ali sami yen’e gelmişlikleri yoktur, zengin olduklarından kombine biletleri ve fenerli kız arkadaşları vardır ve senede 10 tane maça ya gelir ya gelmezler. aslında bunlar bizim muhatap alacağımız fenerliler değildir ancak bilmeleri gerek, birilerinin anlatmaları gerek gerçekleri.

yazının girişinde değindiğim gibi, beraberliğe sevinme olayının en abartılmış hali bir galatasaray-fenerbahçe maçında, ligin 22. haftasında yapılmıştır. bugün “ezikler, puan aldılar seviniyorlar” diyen güruha sesleniyorum, takımınızın tarihinden, geçmişinden bihaber, sadece paylaşılan videolar kadar fenerli, gösteriş için durup dururken formayla gezen tiplersiniz.

biz galatasaraylılar, beraberliğe sevinmedik. beraberlikten memnun olmuş olabiliriz, keza 10 senedir yenildiğin bir takıma yenilmemek başlı başına bir memnun olma durumu olabilir. ancak ve ancak sevincimizin skorla bir ilgisi yoktur. nasıl ki 2-1 yenildiğimiz maçtan sonra da üçlü çektirdiysek, dün de kazayla bir gol yiyip kaybetmiş olsak bile yine o üçlüyü çektirecektik sabri’ye. bunun sebebi de çok basit; taraftarıyla birlikte omuz omuza savaşan galatasaray’ı özlemiştik. her topa basan, toptan ve sorumluluktan kaçmayan, üstün oynayan ve daha fazla gol kaçıran takımımızı sürekli bağırarak ve tabiri caizse fenerbahçeli taraftarların çıtını çıkartmayarak destekledik. sırf bunun için duyduğumuz huzur ve mutluluk sayesinde bugün bütün galatasaraylıların yüzü gülüyor. başımızdaki o adam bile her şeyin üstüne mutlu olma sebebiyken, siz kimsiniz de utanmadan “beraberliğe seviniyorsunuz” diyebiliyorsunuz? bütün medya seferber olmuş, skor tahminleri 3-0’dan başlarken, iddaa görülmemiş bir oran verirken herkese tokat gibi çarpan galatasaray takımının oyunu ve taraftarının inanmışlığına sevinmişsek size ne?

eğer dün beraberliğe sevinen insanları merak ediyorsanız, maçın son dakikasında emre çolak korner atarken bildiği bilmediği bütün duaları okuyan, parmaklarını yemekten tırnakları yok olan ve bütün maç sadece anonsçunun 84. dakikada söylediği “haydi fener haydi fener haydi” tezahüratının iki “haydi”sine katılarak sesini çıkartan renkdaşlarınıza, arkadaşlarınıza sorun. onlar dün akşam en çok sevinenlerdendi.

24 Ekim 2010 Pazar

İnanın...

... yeter ki! Kazanmasanız da razıyız biz. En azından bizim kadar inanın, biz memnun oluruz...


Armanın uğruna, renkler adına yapmayacağımız şey yok. Her zaman peşindeyiz, korkusuzca... Sizde bizim gibi olun, bizim gibi hissedin istiyoruz. Hissetmeseniz bile numara yapın, inandırıcı olsun...

Babalarımız 14 sene beklemiş koskoca şampiyonluk için, biz 11 sene fenere koyamamışız ne ki... Bi 11, bi 11,.. sene daha beklemeye razıyız biz, yeter ki inandırın bizi. Kaptırın rolünüze kendinizi...

19.00
@ Khalkedon

22 Ekim 2010 Cuma

El Commandante Hagi

Yuvana hoşgeldin babamın oğlu...


Ne kadar garip şu hayat. Rijkaard'ın gitmesine üzüldüm, çok kızdım, hala da kızgınım... Kim gelse tepki gösterirdim şurda belki ancak Hagi'ye gösteremiyorum. Ayrı bir yeri var çünkü bende. Çocukluğumda bana, tabi biçok kişiye, en güzel günleri yaşatmış adamlardan biridir. Hayırlı olur inşallah...

20 Ekim 2010 Çarşamba

Ağzımıza Sıçın!

Yazık oldu, Galatasaray yine boş bir sene geçirmek için hamlesini yaptı. Ben böyle yönetim görmedim. 3 senedir "sezon içinde" takımın içine sıçan bir yönetim. Ha, takım çok mu iyidi? Hayır. Çünkü yönetim yaz boyunca yine sıçtı takımın ağzına.


Heryerde taraftar eleştirilir, teknik direktör eleştirilir. Galatasaray'ı ve sevenlerini ayakta uyutan birileri var ve her seferinde 32 diş karşımıza çıkıyorlar. Yoruldum artık. Şu takımda iyiyi kötüyü anlamak için küme mi düşmek lazım...

Hoşgeldin Terim...

19 Ekim 2010 Salı

Karabük Hatırası

Geç oldu biraz ama.


İstiklal Marşı okunuyor o sırada. Güvenlik görevlisi "4 adet", evet yazıyla; dört adet merdiveni boşalttırmaya çalışarak çileden çıkarmışken bizi, bir kardeş atkısını bu şekilde tutarak bizi yarmıştı o anda. Anında telefona sarıldım tabi bende.

Bu arada hemen önümde duruyordu güvenlik görevlisi. 3'lü sırasında bende koymaz mıydım ellerimi omzuna. Hatırladıkça gülüyorum. Bizimkiler yine yerlerde... Çok eğlenceliydi aslında Karabük deplase, tabi maç başlayana kadar....

17 Ekim 2010 Pazar

11 Ekim 2010 Pazartesi

22 Eylül 2010 Çarşamba

Özlem Bitti, İzmir..!



Yazmıştım blogda deplasmanı özledim diye... Sonunda kavuştum. Patrondan alınan zoraki izin ile sezonun ilk deplasmanını yapabildim. İzmir'in dağlarını da yavşaklarını da gördük... Şaka şaka.

Başlık güzel oturdu aslında. İzmir'in Galatasaray özlemiyle de iyi uydu. İzmir Galatasaray'ı çok özlemişti ki bu duygu İzmirli Galatasaraylıları bi hayli şaşırtmış. Şöyle ki tribünde "Cimbom gol gol gol" çekecek kadar şaşkınlardı. Allah'tan İstanbul ordaydı da durumu düzelmesini bildi.

Aslında yol baya çileliydi ancak bir o kadar da eğlenceliydi. Gidişte bir motorsikletin "otobüse" çarpması ve polisin yaklaşık 1 saat bizi alıkoyması; dönüşte, yaşanan arıza ve 3 saat Bursa Karacabey arasında mahsur kalmamız...

Herşeyi ayarlamıştım aslında. Saat 6.30 gibi İstanbul'a dönmüş olacaktık ki o acı fren sesiyle uyandım. Arabadan "ben arızalandım" çağrısını duyabiliyordum. Kayış kopmuş, şoförümüz yedek kayış var diye rahat davranarak diğer otobüslere haber verme gereği duymamış ya da siz gidin biz geliriz demiş bilmiyorum. Yedek kayış farklı bi model çıkıyor ve çile başlıyor. Herkes horul horul uyurken 3 saat boyunca gözünü kırpamayan ben... Sabahın ayazında dışarda sigara üstüne sigara yakıp bir o yana bir bu yana volta atan ben...

Yalova'da diğer arkadaşları feribota bırakıp dönen Veysel abinin bizi gidip geldiği yolda bulamaması da cabası... Saat 6.30'da dönmenin planlarını yapan bendeniz, saat 11.40'ta adım atıyorum eve. Bi duş alıp işe gidiyorum, "geç kaldım kalacağım kadar" mentalitesiyle tabi.

Tribünün durumundan yukarıda da bahsettim. Ancak bizde de durum çok iyi değildi zira, stadın kötülüğünden kaynaklanan sürekli bir senkron bozulması yaşadık. Çok sinir bozucu bir olay la.

Stada vardığımızda öğrendik ki bilet sıkıntısı mevcutmuş. Ne yapacaktık? Herşey ortada, patlatıyoruz... Başarılı bir operasyon, hafif yaralanmalar, kaybedilen ayakkabılar ehehe. Bende bir hasar yok ama herzamanki gibi sağasağlamım hehe. Arkadaşın kurtarılan ayakkabısı ve saunada başlayan maç...

İlk yarı kötüyüz. İkinci yarıda iyi değiliz ama rakipten güçlü olduğumuz ortaya çıkıyor. Cana girince farkettiriyor. "Hayde bre Cana" diye bağırıyorum, başkan dönüp "aman bre deryalar" diyor gülüyoruz. Bu arada Ufuk'ta bi Mondi havaları görüyoruz.
Kapalının haşin çocuğunun muhteşem besteleri, Altıner reisin fantezi atkısı ve BCG(bi sıfatı yok:P) ile geçen eğlenceli bir deplasman ...

He bu arada, işten kovulmadık çok şükür:)

6 Eylül 2010 Pazartesi

Baros Posteri


Yarın ilk iş? İşe giderken, bir Galatasaray dergisi kapmak=)


Son iş? Yatmadan önce posteri dolaba asmak=)

Hadi iyi geceler...

4 Eylül 2010 Cumartesi

Bir tarif yok bu sevdaya...


Bir tarif yok bu sevdaya,
Sevmek değil, ibadet adeta.
Ne şampiyonluk ne kupa; umrumda!
Şanlı Cimbom aşkın bir başka!!

Son günlerde, girdiğim işin yoğunluğu ve verdiği yorgunluk sebebiyle tekrardan pasif duruma düştüm blog ve sosyal hayat konusunda. Ne değerliymiş; tribün, arkadaşlık, deplasman yollarında ki makaralar bunu daha da iyi anlıyor insan. Gerçi az çok belli verdiğim değer ancak şahsım adına da kanıtladım bunu. Çok özledim tümüyle ortamı.

Ve eve gelip yatağa girmeden önceki vaktimi; tezahürat videoları dinlemek, deplase yazıları okumakla geçirmekten zevk alıyorum... Yukardaki tezahüratı dinlerken gözlerim doldu... Ne güzel besteler, ne duygulu şarkılarımız var Galatasaray için... Yeni nesil, tribüncü gençlik bunları söyleyemeden büyümesin ne olur...

3 Eylül 2010 Cuma

Aslantepe Kombine Fiyatları .?

Geçenlerde bizim "Çetin" ile konuşurken, laf yeni stadımız Aslantepe'ye geldi. Bu genco çalıştığım için gidemediğim Eskişehir'den dönüşte deplasman otobüsünde arayıp uyandırdığından ve nasıl geçtiğinden bahsederken, konu kombine fiyatlarına geldi. "Bak" dedi, "şöyle bişey geçti elime";


Çat diye, bir dosya gönderdi bana. İçinde, resimlerini de koyduğum, bir stad şablonu ve altında kombineleri;, tribünlere ve sezon durumuna göre fiyatlandırılmış hali var.
Fiyatlar ne çok uçuk, ne de iyi. Şahsen iyi bir tribünde izlemek hayal gibi. Alırsak ve de maksimum iyi niyetli olarak düşünsek; doğu tribün kırmızı taraflarda alıp, ortalarda yer işgal etmek tek çaremiz olur. Tabi fbnin maratonda oturan seyirci kitlesi gibi bir durum oluşursa orada, hayal olur.

Tabi bu listenin ne kadar gerçek veya ne kadar yalan olduğu konusunda hiçbir fikre sahip olmadığımı belirtmek isterim. Resimlere tıklayıp, büyük hallerinizi görmek sizin elinizde :)

1 Eylül 2010 Çarşamba

Seni nasıl sevdiğimi, ben bilirim...


İzmir tayfasından müthiş bir beste... Dinle dinle doymuyor insan. Lay lay kısmını doğru zamanda ikiye ayrılarak girmeyi becerirsek, tribünde muhteşem olacağından şüphem yok.

Barış Abimizi de saygıyla anmış olalım...

Bu arada çok sevgili blog takipçileri, videoyu yükledim ama bende çıkmıyor? umarım sizde çıkıyodur:S bilgi verebilirseniz sevinirim.ss

31 Ağustos 2010 Salı

Misimoviç Geldi, Sırada ki?

Camino a Istanbul, en busca de continuidad, espero que salga todo bien!***


yazmış Emiliano Insua, twitter hesabına... Eğer hesap gerçekten onun ise ve İstanbul'dan kastı Galatasaray ise, arka sol lastiğimizi sağlama almış bulunmaktayız:)

***"istanbul yolundayim devamlilik adina. umarmi hersey yolunda gider"

28 Ağustos 2010 Cumartesi

Depar -at- Lig Tv


Sinan Engin, Altan Tanrıkulu ve Bülent Korkmaz yorumculuk yapıyor. Melih Şendil'de program sunucusu olmasına rağmen, konuk gibi davranıyor her zaman ki samimiyetiyle. Birsu Eren hanımefendi de biblo olarak programa katılmış durumda.


Sinan Engin ve Altan Tanrıkulu... Çok farklı futbol anlayışları ve kişilikleri olduğuna inandığım spor adamı. Sinan Bey'in karşısına Bülent Korkmaz'ı da koyabiliriz.

Çok ilginç bir eşleştirme olmuş program adına.

Sinan Engin'i şuanki Telegol gibi programlardan izlemeye alışık olan bir milletiz. Kavga, gürültü, herkesin aynı anda konuştuğu, kimsenin birbirini dinlemediği programlar var ya hani. Ahmet Çakarlr, Ermanlar, Gökmenler, Ziyalar... Böyle programların adamıydı Sinan Engin.

Dün Depar adlı programa bi 5-10 dakika bakmak istedim. Olmamış... Sadece bunu söyleyebilirim olmamış. Altan Tanrıkulu gibi bir adamla Sinan Engin'i yanyana oturtup program olmaz. Garibim Altan, her cümlesi yarıda kalıyor. 2 kelime söylüyor Sinan Bey atlıyor. Lig Tv'ye selam olsun, belki görürler ve bir özeleştiri yaparlar. Kim bilir...

Misimoviç Galatasaray'da..!

not: kaynak, sağlam:):) uykusu kaçanlar, öpüyorum sizi:)


2 Gün önce bu saatlerde verdiğimiz haber, muhtemelen bugün açıklanıyor. Hayırlı olsun...

27 Ağustos 2010 Cuma

Fark Var...

M.T. abimiz sever böyle başlıklar atmayı aslında:) Güldüğüme bakmayın, şu fotoğraf, Ayhan'ın seyirci geldimi deyip gülüşü falan beni fena halde yaraladı...

Hayatımı Çalıyorlar Anne...

Rijkaard geldi, adam açıkça söyledi. Ben 4-3-3 oynatırım, ona göre transfer yapın sizi göklere çıkartayım. Bunu bu adam en başından beri defalarca söyledi, her türlü konuşmasında benim sistemim bu, değiştirmeyeceğim dedi. O zaman kimsenin sesi çıkmıyordu.

Şimdi takım elendi, ne oldu?

Rijkaard neden bu sistemde ısrar ediyor oldu.

E ulan yönetim bu kadar açıkça belirtilen sisteme göre neden transfer yapmadı?? Kimin suçlu olduğu konusunu açmanın anlamı yok çünkü herşey açıkça ortada.

Rijkaard'a kızıyoruz ortada hala, Ayhan, barış, Sarp 3lüsünden Xavi, İniesta, ... yaratmaya çalışıyor diye. E ulan adamla inatlaşmanın anlamı ne? Sen milyon eurolara transfer yapabiliyordun bu sezona kadar, şimdi ne oldu da yapamadın? Hala mı anlamıyorsun teknik direktörünün dedğini? Hayır tabiki, başka nasıl istifa ettireceksin sen bu adamı... Ama aslanlar gibi çıktı, görevimin başındayım dedi. Helal olsun.

Gidecek birileri varsa yönetimdir. Meira'yı, Nonda'yı sezon ortasında satıp, takımı dımdızlak ortada bırakan yönetimdir gitmesi gereken... Keita'yı satıp yerine SErdar Özkanlar getiren; yıllardır kanayan yaramız olan sağ beke bir türlü transfer yapmayı beceremeyen ve bizi Ali Turanlara mecbur eden yönetimdir tek suçlu...

Defolsunlar gitsinler.

Biz hep armanın peşinde olacağız bundan kimsenin şüphesi olmasın ama böyle insanlar takımı yönetiyorken içimdeki şevkin çoğunu alıp götürüyorlar... Yazıklar olsun...

26 Ağustos 2010 Perşembe

İstanbul - eses: 330 Km.


Real Madrid maçını hatırlar burdakiler. Hani ilk yarısı 2-0 biten maç. Hemde Sami Yende."ama zaten favori Madrid'ti arkadaş. "Buraya kadarmış" demişti çoğu kişi. .
Uefa sürecini bilir misiniz? Tabi ki bilirsiniz. Hani kupa öncesi birçok otorite 1'e bilmem kaç veriyordu Cimboma..
Cimbom 14 sene şampiyon olamamıştı ligde ve ona inananların sayısı düşüyordu belki de..

vb.

Bu üstte saydığım şeyler, yürekten inanmayanların düşüncesiydi. Ama unutmamalıyız ki bizler zor günlerin adamı ve Cimbom da zor günlerin takımıdır.

Sonuç: Cimbom 2. yarıda kendine gelir ve yenilmez armada Madridi 3-2 yener (bir gol de geçersiz sayılır). UEFA kupasını namağlup şekilde alır ve finalde de Arsenal gibi Dünya devini yenerek. Ve 0 14 senenin sonunda "Cimbomu sevmeyenler ölürler"

İmkansızı başaran hep biz olmuşuzdur. Umudu kesmeden, armanın peşinden gitmeye devam edicez.

İstanbul-es es :330 km

Saygılar

by dmrzn

21 Ağustos 2010 Cumartesi

Uyku Mahmuru

Saat 18.36'ydı kalktığımda. Kendime gelmeye çalışırken telefona uzandım, saate baktım. Bir anda gözlerim çakmak çakmak olmuştu, hissettim. Telaşlandım, kalktım banyoya koştum. Yüzüme su serptikten sonra, evin telefonunu aramaya koyuldum. Zira kontürüm yok. Hemen Çetin'i aradım.
-Kanka napıyosun?
-İyi kardeşim, sen?
-İyidir kanka. Maça geliyor musun?
-Tabi kanka ya bişey mi oldu?
-Kanka benim kombineyi alsana, uyuyakalmışım, geç kaldım ya.
-Tamam da kanka, maç yarın değil miydi ya? (O da şaşırıyor bu durum karşısında karıştırıyor)
-Hay mnskim ya ben ne yaptım!! La uyku sersemi maçı bugün sandım, iyi terliklerle çıkmadım evden, ahah!!!

Şeklinde bi konuşma geçti aramızda. Evet, maç gününü karıştırmıştım. Ne kötü bir durum. Kombinem arkadaşta değilde cebimde olsaydı, heralde Sami Yen'in önüne gelince anlardım neyin ne olduğunu, o telaşla.

Garip bir gündü. 27 saat uykusuzluğun verdiği aklın baştan gitmesi ve göz kapaklarının açılamaması durumunu halen yaşamaktayım. Aslında iyi de oldu bu. Evde oturup, LigTv, Trt3, Digi arasında gittim geldim iftar sonrası. Evet hakikaten iyi oldu, bazılarının halen yere göğe sığdıramadığı büyük(!) bjk taraftarının Nihat'ı ve takımı ıslıklamadığını görmüş oldum. Güzel bi akşamdı...

20 Ağustos 2010 Cuma

Bu Taraftar...

... maçta çevirir!

4 resmi maç, amatör bir takıma alınan galibiyet, 2beraberlik ve bir mağlubiyet... Durum hiç açıcı değil hatta rezillikten başka bişey değil..! Çok zor günlerin bizleri beklediğine mi işaret yoksa geçen senenin tersine sonradan açılan bir Galatasaray'a mı? Hiç bilemiyorum, herhangi bir tez yürütemiyorum içinde bulunulan durum hakkında.

Bu yüzden tribünlerden bahsetmek isterim. 2-0'dan sonra doğal olarak düşen tempo ve ilk yarının sonlanmasıyla geçen bir 45 dakika vardı. Su içinde kalan bizlerin ortak kanısı sahadaki topçuların, bizim kadar terlemediğiydi... Takım sahadan çıkarken, giderimizi de yapmış; 2.yarı neler olabilirin derdine düşmüştük.
Devrenin bitmesi ve Cimbomun sahaya çıkmasıyla, müthiş bir desteğin başladığını(verdiğimizi) gördük. Takımında hareketli bir oyun sergilemesi, yerden top çevirerek rakibin üzerine gitmesiyle destek arttı. Gelen ilk golün ardından, artık çığrından çıkmış bir tribün vardı. Kimse kendinde değildi ve maçın dönmesi için uğraş veriyorduk. Gol geldiğinde ise ağlayan arkadaşlarımı gördüm. Bu kadar basit (olması gereken bu) bir maçta bile ağlayan taraftar varsa o takımın ne durumlara düştüğünü açıkça görebiliriz.

Neyse diyeceğim şu ki kimse taraftardan bahsetmemiş... Takım geçen senelerde kötü giderken tüm suç taraftarın arabesk(!) bestelerine atılıyordu. Herşeyin suçlusu takımı ateşlemeyen taraftardı...

18 Ağustos 2010 Çarşamba

İftar İlk Hangi Şehirde Açılıyor?

Az önce izledim. Gülmekten yerlere düşülesi bir video. Aslında ağlancak hale gülme vakası da diyebiliriz...

17 Ağustos 2010 Salı

Reklamsızlar Ligi

Bu hafta futbol taraftarları açısından iyi bir lig oldu, tabi bu açıdan bakılırsa. Gol sıkıntısının üstü düzeyde yaşandığı Süper Lig'in, pardon Spor Toto Süper Lig'in ilk haftasında; 4 büyük takım, Eskişehir(ETİ), Karabük (kardemir), Manisa (Vestel), Konyaspor (Torku), Belediye (Medical Park) haricinde formasında reklam bulunan takım yoktu. Sanırım Geçen sene Turkcell'le anlaşması bulunan takımlar, ligin isminin değişmesi üzerine Spor Toto ile yeni bir anlaşma yapacaklar ve ilk haftayı boş geçmişler.

Olayın garip tarafı ise geçen yılın şampiyonu Bursa'nın da reklamsız kalması. Gerçi reklamı olmayan bir turuncu Bursa forması çok hoş olmuş ancak işin ekonomik yönünden bakarsak ilginç bir durum. Bu Bursa'nın CL'den gelen paralar sayesinde, "bizim gözümüz tok, daha çok para verin reklam alalım" imajı verdiğini de gösteriyor olabilirken; ülkemizde 4 büyüklere para akıtan şirketlerin, Bursa'dan yeterli verim alamayacağını da düşündürebilir. Ancak ben böylesine büyük bir futbol kulübüne reklam verebilcek kapasitede bir şirket sahibi olsam, Şampiyonlar Ligi'nde de oynayacak Bursa'ya reklam verirdim. Mesela Beko, Bursaspor'a reklam verse hoş olmaz mı?:p

Bu arada eğerki bu reklamsız takımlardan birinin taraftarı olsaydım, formalara reklam bastırılmadan koşa koşa alırdım. Son olarak Bursa'nın aşağıdaki formasını, yakın zamanda almayı düşünmüyor değilim aslında=)

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Milliyet'ten Bir Haber


14 Yaşındaki kızı ağabeyinin sevgilisi batağa sürükledi

Zonguldak'ın ÇAycuma ilçesinde sevgilisinin 14 yaşındaki kız kardeşini fuhuşa zorladığı iddia edilen genç kız ve üniversiteli ev arkadaşı ile cinsel istismarda bulunduğu iddia edilen 2 sanığın yargılanmasına başlandı. Hazırlanan iddianağmeye göre M.N.G, ağabeyinin kız arkadaşı Seda S ile tanıştı. M.N.G, kısa süre sonra Seda S.'nin üniversitesi öğrencisi Büşra D. ile oturduğu evine gitti.

"Eğlenmeye Gideceğiz" dedi

Seda S., "Eğlenmeye gideceğiz" diyerek M.N.G. ve evde bulunan arkadaşı A.K.'yi de yanına alarak erkek arkadaşı S.G.'nin evine gitti. M.N.G, Seda S'nin yönlendirmesiyle A.K. ile birlikte oldu. Sabah Seda S, "Bu olanları başkasına söyleme" diyerek M.N.G'ye 100 lira verdi. SBS'ye giren M.N.G.'nin eve dönmemesi üzerine ailesi polise gitti. Seda S. de M.N.G.'yi karakola gönderdi. M.N.G., Seda S. tarafından fuhuş yapmaya zorlandığını söyledi. M.N.G., sınavdan sonra Seda S.'nin evine gittiğini, burada B.B. ile ilişkiye girdiğini, Seda S.'nin kendisine 20 lira verdiğini ileri sürdü.

Üşenmeyip; hiç birşeyi, noktasına vigülüne kadar, değiştirmeden yazdım buraya. Böyle haber anlatımı mı var arkadaş. İlk okuyuşta bu ne lan deyip tekrar okuyanları görelim:D

12 Ağustos 2010 Perşembe

Bi Augustine Vardı

Geçen LigTv'de Hey Gidi Günler adlı programı izliyorum. Bilmeyenler için şöyle anlatayım: Aslında tam olarak program denemez, Haber öncesi, canlı yayın öncesi açıkta kalan vakitleri doldurmak için yayına koyuyorlar aslında ama bence LigTv'nin son zamanlarda yaptığı en güzel uygulamalardan biri. Eski Maçları gösteriyorlar ardarda. Zevk alıyorum programdan. Mesela Yozgatspor'dan fark yemiştik zamanında, maçın sonlarında gol atan Hasan Yozgat taraftarına nasıl küfür ediyor. Nasıl gülerdik eski muhabbetlerde o anı hatırladıkça. Neyse.

Ankaragücü'nün Ersun Yanallı dönemlerine denk geldim geçende. Antalya'ya 8 atıyorlar, 4 büyükleri zorluyorlar. İyi bi teknik adam olabileceğini o zamandan gösteriyor Yanal. Neyse takımın forvetinde 2 siyahi eleman dikkat çekiyor. Tetteh ile Augustine. Tetteh'ten emin değilim ama Etiyopyalı tipi vardı adamda izlediğim kadarıyla.

Augustine gelecek olursak. Trabzondayken tanımıştım bu adamı. Aklımda Türkiye Liglerinin en kazma topçusu olarak kalmış bu arkadaşımız. Oysaki Ankaragücü'nde gol krallığına koşan bir elemanmış kendileri. 4 büyükleri bi hayli zorlayan Gücü'nde, gol yükünü çekiyormuş Tetteh'le birlikte.

Son olarak tekrar ediyorum, diğer arkadaşın Tetteh olup olmadığından emin değilim şuan için ama X,Y,Z gibi düşünün. İsim olsun diye de sallamış olabilirim ehuhe.

Yine Yeniden..!

Tekrardan ekranlara döndük. Artık bilgisayarlarınızın ekranlarından Arnawut Blogu takibe devam edebilirsiniz anacım.
Evet ekran deyince, TV sandınız değil mi? hehe Ntvspor'un taraftar programına çoluk çocuk, teyze amca bile çıktı biz çıkamadık. Alakasız ama aklıma geldi şimdi.

Bloguma hasret kaldım yaklaşık 1 aydır. Tatili biraz uzun ettim sanırım. Bende sıkıldım ne diim. Tatil tatil nereye kadar arkadaş.

Tribüne hasret kaldım, tribün insanlarına. Çok özledim Sami Yen'de, deplasmanda üzülmeyi sevinmeyi, deplasman otobüsünde uyuklamayı, bağırmayı, sigara içmeyi. Otobüste içilen sigara özlenir mi ulan diyenler çıkabilir. Özleniyor evet diyorum ve uzatmıyorum, anlayan anlar:)

Haydi rastgele...

22 Temmuz 2010 Perşembe

Summer Dance


Bi 15 gün kadar yokum. Herkese selam olsun... denizin kumun güneşin ve tabiki gecelerin tadını çıkarıyorum:)

9 Temmuz 2010 Cuma

Buyur Hemşerim | LorikCana

Hey canını yediğim hoşgeldin. Ülkeyi geçtim, kasabasına kadar hemşerim bi topçu aldık. Dün Ntvspor'a bağlanan babasının adı Agim, annemin dedesinin ismi Agim!

Şansıma bilgisayarım bozulunca dün, bütün gün aynı haberleri takip edip durdum. Ersin Düzenli ntvspor'daki program farklı bişeyler yapınca zevkin doruklarına çıktım.
Agim Bey'in Türkçesi ne güzel öyle arkadaş. "Beyfendii, bizim memlekette çok Türk var biliyorsunuz?"

Ruh, ruh deyip duruyoruz ya hani, bu adama yamuk yapan yönetici olsun taraftar olsun aklını alırım adamın eheh. Lorik için herkes Savaşçı yazmış ki hakikatten de öyle. Çok sert bi oyuncu. İstatistiklerinde 38 maçta 19 sarı gördüğünü okudum bi yerde o derece bazen!! Her gittiği takımda lider olması çok iyi bir transfer yaptığımızın göstergesi ki sezonluk 30 maç ortalamasıyla oynaması muhteşem bişey.

"Türkiye ülkeme yakın diye gelmeyi çok istedim" demiş Lorik. Arada benide götür Kosova'ya, Lorikcan:)

He bu arada benziyoruz sanki biraz.! ehuhuehue

6 Temmuz 2010 Salı


Döktüğüm gözyaşı , çektiğim çileler
Olsun aşkına bedel ,
Varsın mal mülk olmasın bu hayatta,
Senin aşkın bana yeter
CİMBOMBOM !

Gece gece maziyi karıştırdım biraz. Mükemmel bi besteyi yeniden çıkarttık ortaya belkide. Bu arada tribün aşkım, özlemim gün geçtikçe alevleniyor içimde.
Sıkıldık artık yeter yan gelip yatmaktan, anla artık be fb eheh

buda video linki:http://www.youtube.com/watch?v=pv5jDKJ_6As&feature=related

4 Temmuz 2010 Pazar

Larissa Riquelme


Her blogda bi Larissa Riquelme başlığı görmek mümkün. Herkes bi fotoğrafını paylaşıyor hatunun. Şahsen pek beğenmedim bu iç çamaşır mankenini. Ama tek tek fotoğraf koymaktansa bütün telefon-göğüs kombinasyonlarının bulunduğu bir video koymak istedim. Alın gözünüz doysun ehehe

3 Temmuz 2010 Cumartesi

Kemal Sunal


Mekanın cennet olsun üstad:) Bıkmadan seni izliyoruz biz halen, sende bizi izle yukardan:)

write the future asamoah!





Nike'ın yaptığı o müthiş reklamlara bir gönderme olsun, bu fotoramanı yaparken hiç masrafa girmedim ben ehehe.

1 Temmuz 2010 Perşembe

İşte Vuvuzela Gerçeği



Aynen aktarıyorum. Afrikalıların çılgın gibi her maç üflediği bu "alet"in asıl kullanılış amacı buymuş. Teşekküler Bilal Emmi:)

Bakın vuvuzela içten içe yanıbaşımıza kadar geldi ve bunun sonucunu çok acı yaşayacağız. Bakınız fotoğraflarda vuvuzelanın aslında ne için kullanıldığı var Afrika'da. Lütfen yayalım bunu. Yağız delikanlılarımız görsün. Ağzına sürmesin vuvuzelayı falan. Rahat edelim.

30 Haziran 2010 Çarşamba

Çocukluk Aşkı

Nedir çocukluk aşkı? Minnacık ellere sahipken, seni heyecanlandıran bir kız mı? Daha annenin seni okula götürdüğü zamanlarda, hep yanında olmak istediğin öğretmen hanım mı? Yoksa hergün ikibinbeşyüz liralık harçlığından kısıp, maçlarına bilet almaya uğraştığın; kaybettiği zaman sabahlara kadar ağladığın; kazandığı zaman minicik sesinle dağları titrettiğin arma mı? Yoksa farklı duygular mı akla gelmesi zor?..

Daha okul yollarına düşmeden, babamızın aldığı Galatasaray fikstürüyle başladı aşkımız. Okuma yazmayı ondan öğrendik biz. Babamın göbeği üstünde maç skorlarını yazarken başladı o muhteşem G ile S'nin birleştiği armanın aşkı. Bizim çocukluk aşkımızda Sarısıyla Kırmızısıyla Galatasaray arması oldu. Küçümen ayaklarımla, görevli babamın elinden tutup gittiğim o fb maçı ve sırtında oğluyla, saha kenarında görevli; belkide görüp görebileceğiniz tek polisti benim babam. Hangi maç, lig maçı, kupa maçı nedir ne değildir bilmiyorum ama o saha kenarını, o yanan meşalelerin çıkardığı sis bulutunu ve o muhteşem atmosferi hiç unutmam. Sarıyla Kırmızının çocukluk sevdam olmasının nedeni o atmosferdi belkide.

Son zamanlarda herkes çocukluk aşkını, gerçek renklerini belli ediyor ya ondan yazdım bunları. Ömrü hayatında hiç renk vermeyip, gün gelince, belki parayı bulunca, belki yaranmak adına renk atanları anlayamamanın verdiği rahatsızlıkla yazıyorum bunları...

28 Haziran 2010 Pazartesi

Üründüle Üründül...


Çook çookh...

Maşallahçı teyzeler gibi, çook çook maşallah tü tü demesini bekliyorum her seferinde. Heryerde yazılıp çiziliyor Ömer Üründül hakkında, TRT eleştiri yağmuruna tutuluyor tüm bloglarda ancak TRT neden yıllardır bu amca beyde ısrar ediyor anlamış değilim. Hayır tamam Türkiye Liglerinde, maç sonrası programlarda istediği yorumu yaptır ama neden koskoca Dünya Kupası yayınını alan kanal bu adamda ısrar etmeye devam eder anlamak çok güç.

Fd yazmıştı çok gülmüştüm. Valla nasıl maç oluyo dimi Erdoğan!