"Ama faul dündü!!"Murat Kosova
Clevelandlı oyuncuya yapılan faule, daha turnikeye başlamamış olmasına rağmen basket faul çalınmasından sonra.
"Ama faul dündü!!"
Biri 100 yıllık geçmişe sahip "Ankaragücü"; biri belediyenin imkanlarıyla Süper Lig yüzü görmüş ve bir türlü yakamızı bırakmayan Ankaraspor! Biri en az bir Hodrimeydan, bir Tatangalar, bir KskÇarşı kadar takımına bağlı(psikopatlık derecesinde) "Gecekondu" isimli taraftar grubuna sahip Ankaragücü; biri maçlarını, emir kulu belediye çalışanlarına oynayan Ankaraspor.
2 kulübü birleştirmek istiyorlar. Amaç ne? Ankaraspor'un bu ısrarının sebebi 100.yılını yaşayacak olan bir Ankara kulübünü şampiyon yapmak. Tabi bu, olayın bize yansıtılmaya çalışılan tarafı. Olayın içinde Ankara Belediyesi'nin siyasi amaçlarıda var bana göre. Orası bizi ilgilendirmiyor.
Ankaraspor başkanı, Melih oğlu Ahmet Gökçek; 100.yılında Ankaragücü'nü şampiyon yapmayı
hedefliyormuş. "Onlar fakir ama seveni var, biz zenginiz ama sevilmiyoruz" gibisinden konuşmuş. Sevmiyorum Ankaraspor'u. Kaliteli bir kadro, kaliteli ve geleceği olan bir altyapıya sahipler. Bu birleşmeye sevinmemin tek nedeni de budur. Bugüne kadar başkentinden şampiyon çıkmamış ülkemin futbol liginde ki rekabeti arttıracak olmasıdır en büyük sevincim. Koskoca Ankaragücü'nün artık ligin dibinden kurtulabilmesi için bir kaynaktır, kullanılabildiği takdirde.
Ankaragücü yönetimi kararını bu hafta sonu verecekmiş. Ankara+Ankaragücü= Ankaragücü olacak. Sadece yeni yönetim oluşturulması konusunda sorunlar varmış. Ankara yönetimi orası kolay iş, gelin birleşelim buluruz çaresini diyor. Bakalım seneye 17 takımlı bir lig izlemek nasıl olacak...
Hazırlık maçı tadında geçen Şampiyonlar Ligi Finali hakkında birşeyler karalamak gelmedi içimden. Ancak bu fotoğrafı görünce aklıma ister istemez 1999-2000 sezonunu getirdi. UEFA'da, Ligde ve Türkiye Kupası'nda başarıya ulaştığımız tek sene. 3 kulvarda gelen şampiyonluklar.
Aradan geçen 9 sene. Biz şimdi Henry'nin 3 işaretini izlerken, hafta sonu UEFA'ya kalabilir miyiz sorularıyla meşgul ediyoruz zihnimizi...
Socxhaux-Nantes / 1 /
Barcelona-Osasuna / 1 /
Bu hafta sonu 2 yıldızı, 2 kaptanı uğurluyor futbol dünyası... Tugay Kerimoğlu ve Paolo Maldini
futbolu bırakıyor. Takımlarının oyanayacağı WBA ve Roma maçlarıyla taraftarları önüne son kez çıkıyor 2 kaptan. Üzgünüz. 2'si de birer profesyonellik abidesi. Maldini bundan sonraki hayatında Milan'ı satın almalı bence, yada başkan olmalı. Aile şirketi şekli:) Tugay'ı da Galatasaray'ında görmeyi çok istiyorum... Tugay için son bişey;
Bütçe sınırlaması kuralı ve Ferrari'nin FIA'ya açmış olduğu dava halen gündemi meşgul etmekte. Karar açıklandı ve mahkeme Ferrari'nin davasını reddetti. Ferrari'nin davası reddedilirken, kurala engel gösterilecek haklı/geçerli bir sebebi olmadığı belirtilmiş. Ferrari'nin bundan sonra ne yapacağı ise tamamıyla bir sır. Kimileri Ferrari'nin mahkemeye rest çekmesi gerektiğini söylüyor ancak FIA, F1 ve mahkemeye rest çekip F1'den ayrılmak o kadar kolay değil. Bu takım Ferrari'de olsa. Sponsorluk anlaşmaları ve teknolojik yatırımlar, takımlara ileriye dönük bir külfet getiriyor. Ferrari'nin de buna bağlı olarak baya bi borcu olması muhtemel. Yemez yani...
Gelen haberlere göre F1'de yarışmaya hazırlanan 4 takım bu isteklerini doğrulamışlar.
"Eski grand prix patronlarından Nick Wirth, spor otomobili takımı Epsilon Euskadi, önde gelen yarış aracı mühendislik şirketlerinden Ray Mallock Limited ve GP2 takımı Campos Racing, gelecek yıl Formula 1'de mücadele etmek istediklerini doğruladı."
Bu takımlara bütçe sınırlaması kuralı cazip gelmiş olabilir. Bu sebeple F1'e girmeye daha sıcak bakıyor olabilirler. Ferrari'nin ise F1'e katılmayı amaçlayan bu takımların aleyhinde açıklamalar yaptığını gördük. Ferrari ekibi bütçe sınırlamasıyla sporun kalitesinin düşeceğini ve F1'ibn GP3 olarak adlandırılabileceğini belirtmiş. Tabi çıkarları da söz konusu ancak bende bu açıklamalara katılamadan edemiyorum.
F1'in gündemini meşgul eden en önemli konulardan biri de Alonso'nun geleceği. Ferrari'yle adı geçiyor ama kimseden bir ses çıkmaması kendisini de telaşlandırmış anlaşılan. Geleceğini merak ettiğini belirtmiş. Bu aralar sürekli Ferrari'ye sırnaşan, yalakalığın zirvesinde açıklamalar yapan Alonso'nun geleceği benimde en merak ettiğim olaylardan biri.
Button'ın da bir açıklaması olmuş, hayli ilgi çekici. Yarış kazanmaya başladığından beri canı sıkılıyormuş beyfendinin. Kazanamadığı zamanlar hırs yaptığı için daha keyifli geçiyormuş günleri. İlginç tabi. Biz buna" rahat batması" diyoruz!
Ve Monaco Grand Prix'sini beklemeye koyuluyoruz...
Pazar günü oynanacak maçın hakemi Mustafa Kamil Abitoğlu olarak belirlendi. Hakem komitesinin son zamanlarda yaptığı en iyi seçimlerden biri bence. Abitoğlu, Süper Lig'in en temiz hakemlerinden biri. Adı hiçbir zaman spekülasyonlara karışmadı. Bu sezon izleyebildiğimiz maçları şunlar:
Galatasaray'ın; Denizli(4-1), Gaziantep(1-0), Kayseri(1-0)
Beşiktaş'ın; Gaziantep(3-0), Gençlerbirliği(3-1), Sivas(1-1).
Bu maçların hepsini de canlı izleme fırsatı bulduk. Hiçbirinin ardından da çok kötü eleştirilerde bulunmadık. Abitoğlu'nun bizi düşünmeye sevk edecek tek özelliği, ilk defa derbi yönetecek olması ve bu derbinin belkide şampiyonu belirleyecek olmasıdır.

Bu sene hakemler büyük maçlara damga vurmaya yemin etmişler. Topluca bi ayin düzenleyip, bişeylere el sürmüş bunlar diye şüphelenmiyo değilim. Chelsea-Barcelona maçı hakemi Ovrebo'dan sonra bu gece Cantelejo'da Werder'İn hakkını yedi zannımca! Hayır Türk insanı duygusaldır, kaybedenin yanında olur. Ben ki Shaktar'ı destekliyordum ve daha iyi oynadıklarının da farkındayım ama hakkettiklerini söyleyemiyorum böyle bir hakem yüzünden. Uzatmaların 20.dakikasında verilmeyen buz gibi bir penaltı var mesela. Son dakikada atılan gole Bülent Bey çok iyi tespit felan desede bana göre gayet goldü.
Diego'nun olmaması Werder'i çok etkiledi açıkçası. Mesut Özil çok etkisiz kaldı bu gece. İyi bir hareket yapıp gol pası verdi ama onda da ofsaytta olduğundan gol geçersiz sayıldı. Werder Bremen'de tek bir iyi oyuncu vardı. Tİm Wiese! 2.goldeki büyük hatasını görmezden gelirsek onu söyleyebiliriz. Eğer o golü yemese penaltılarda çok güveniyordum kendisine...
Maçın 90dakikasına dakikası dakikasına baktık bi alttaki postta. Uzatma dakikaları normal sürenin aksine biraz daha tempolu başladı. Shaktar yine iyi derken Srna sağdan gönderdi ceza yayının üzerine, Jadson vurdu ve gol! Tim Wiese ellerinin arasından kaçırdı ve Almanları yıktı. Dakikalar 96'yı gösteriyordu.
Golün ardından Lucescu'nun öğreticiliği, bişeyleri aşılama başarısı girdi devreye. Takımına skor üstünlüğünden sonra oyunu soğutmayı çok iyi aşılamıştı. Öyle dan dun oynayarak, yatıp 5 dakika kalkmayarak değil. Ayağa paslarla rakibi oynatarak, rahat olmayı deneyerek... Bremenli oyuncular uzatmaların sonuna kadar bön bön izledi rakibi.
Bülent Tulun'un maçı izlemediğini düşünüyorum. Ara ara bakarak yorum yaptı bence. Oyuna henüz girmemiş oyuncudan "az önce oyunca giren" şeklinde bahseden bir yorumcu. Melih Gümüşbıçak uyarınca "haa, girmedi mi daha ya?" diyen biri. Fenaa!
Sonuç olarak; iyi oynayan ve kazanan taraf Lucescu'lu Shaktar Donetsk oldu. Ancak Shaktar'ın kazanmasında hakemin etkisi büyük oldu. Werder Bremenli topçular açık açık ezildi. Acaba bu kupa, Euro 2012'yi almış Ukrayna futbolunun gelişmesi için bir hediye niteliği mi taşıyordu demeden edemedim...

1. Yarı
UEFA Finali'ni Yaprak dökümü ile dönüşümlü olarak izlemek nedir bilir misiniz? Kendi şehrinizde oynanan bir UEFA Finali'ni 90 dakika canlı izleyemeyecek olmak, Tv'den bile olsa!.. Maç saatini heycanla bekleyip, evdeki Yaprak Dökümü çılgınlığını unutmak. Neyse...
Dağ başını duman almış, gümüş dere durmaz akar... E tabi, Galatasaray finale kalamayınca birçok taraftarın elinde patladı biletler. Sonucu anlamak basit. Alman ve Ukrayna takımlarının final maçında Türkiye, Türkiye! seslerini duymak gayet normal.
Şu finalleri ya da böylesine önemli maçları ShowTv, Kanal D, Atv gibi kanallara bırakan Ntv'ye çok kızıyorum. Futbolseverin dilinden en çok anlayan kanalın, paraya kıyamayıp ihaleleri alamaması üzücü. Tabi işin aslı hakkında pek bilgimiz yok, onu bilenlerin açıklaması daha doğru olur.
Ferhunde'nin Şevket'le ilişkisi... Pardon, akıl mı kaldı!..
Werder Bremen, Shaktar'ın ilk golüne kadar top oynamadı denebilir. Luiz Adriano adlı 22'lik forveti tutamadılar bi türlü. %100'lük 2 pozisyon gördüm izleyebildiğim dakikalarda. Biri gol zaten, geliyorum diyen bir gol... Sol kanadı da çok kötü başladı Werder'in.
Unutmadan... ShowTv'nin yorumcu seçimide çok çok kötü. Kombinasyona, kombinezon diyen eski bir Galatasaray yöneticisi. Bu takımın neden bir türlü adam olamadığının göstergesidir bu. Kimlerin yönetici olduğunun felan, neyse konu bu değil.
Bu Ilsinho fena topçu değil. Tarzını Hagi'ye benzettim ben. Kalitesini kıyaslamam da aklıma Hagi'yi getirdi. Biraz Alex, biraz Lincoln. Lincoln gibi salına salına koşuyor ama işini iyi yaptı. 45 dakikanın izleyebildiğim 25 dakikasında gördüğüm kadarıyla!! 2. golü göremedim malesef ancak 1-1'den sonra izlediğim anlarda Werder Bremen iyiydi. Ayağa oynamaya başladılar ve rakibe basmak gelmişti akıllarına. Bakalım 2. yarıda neler olacak. Maç sonrası yazısıyla buralarda olurum yine...
2.Yarı
Öncelikle bir yanlışlığı düzelterek başlamak istiyorum ki bu marşları söyleyenlerin Fb'li olduğunu öğrendim. Bizim finale kalma ihtimalimiz öyle g.t korkusuna boğmuşki bunları baya bi bilet almışlar. Tabi bizimde elimizde patlayan biletler olmuştur illa ki ama bunlar komikler ya. Ayrıca ekşiden okuduğum kadarıyla ilk yarının biyerinde Bülent ve Melih ikilisinden çakmak ve iç geçirme sesleri duyulmuş. Maçın sıkıntısı basmış, bi sigara yakmışlar.
2.yarının 25.dakikası geldiğinde, maçın ilk yarısını kaçırdığıma sevindim. Öyle bir oyun vardı ki ızdırap. Bizim Süper Lig'e yükselme maçları tadında. YOk yok bizimkiler daha yenilebilir aman izlenebilir. Kaçan 1 pozisyon, maksimum 2 ve Levandovski'nin 3-5 güzel pası. Srna'nın verdiği mücadele de cabası...
70'ten sonrası iyi olur demeyi beklerken, maç iyicene cehennem ateşi tadını almaya başladı. Bizim peder uyumaya başlarken, beni uyanık tutan tekrar "En büyük fb" diye bağırmaya başlayan mal arkadaşlarımızdı, eheheh. Komikler. Ekşi'den bahsetmişken, 90 dakikayı şöyle bitirelim;
"bagirmayan taraftar siktirsin gitsin" seklinde tezahurat yapilmasindan korktugum mac. akilli olun olm! misafir onlar...
(ne nicki be, 20.05.2009 22:11 ~ 22:20)
Maç bitiminde görüşmek üzere...
UEFA Finali, ılık bir bahar gecesi, e madem evdesin en iyisi kefini sürmek... Soğuk bi limonata iyi gider diye düşündüm =) Diego yokmuş, Mesut'u izlemek keyif verecek. Lucescu oyunu kitlemezse çok mutlu olacağım. Taraftar açısından çok iyi değilmiş ortam Kadıköy'de ama evdeysem futbola bakarım.
Hafta sonu oynuyacağımız Bjk maçının bilet fiyatları açıklanmış. Gitmeyi çok istediğim bir deplasman İnönü. Çarşı'nın sesini ara ara bastırmanın verdiği hazzı TV'de izlerken bile hissedebiliyorum bi nebze. Ancak şöyle bişey var ki deplasman tribünü biletleri 90 Türk Lirası'ndan satışa sunulmuş. Hayır Bjk yönetimi ayrı gayrı olmasın diye kendi taraftarınıda s.kiyo afedersiniz. Eski Açık Tribünü 90 Türk Lirası!!! Bu akşam UEFA Final maçının biletleri 75 Euro, yaklaşık 150 Lira ama Saraçoğlu gibi standartları yüksek olan bir stadta. Kıçı kırık İnönü'nün, en boktan kısmına biçilen değer ise 90 Lira. Akıl ve mantık kabul etmiyor böyle bişeyi!..
Football Manager'da sağ kanadımın değişmez adamlarından biri olurdu her seferinde, hangi takımda olursam olayım. Potansiyeli müthiş bir oyuncu Antonio Valencia. Ekvator milli takımınında değişilmez oyuncularından. 23 yaşındaki Valencia, sağ kanatta bir Cristiano Ronaldo gibi parlayamamış olsada iyi bir takımda iyi işler yapacaktır.
20 yaşında Ekvator'un El Nacional takımından Villareal'e gelen Valencia, aynı sezon oynayıp tecrübe kazanması amaçlanarak Recreativo'ya gönderildi. Ardından 2006 yılında Wigan Athletic kiraladı Valencia'yı ve 2008'de de bonservisini aldı. Bonservisi açıklanmasada Antonio Valencia'nın değerinin bir hayli yüksek olduğu biliniyor. Geçen sezon ligde ve kupada toplam 34 maçta forma şansı bulup 3 gol attı.
Valencia'nın bu başarılı grafiği büyük takımlarında iştahını kabartmaya başladı. Şuan için en ciddi talibi Real Madrid. C.Ronaldo transferinden sonuç alamayan Real Madrid, Ribery transferinde de henüz bir sonuca varmış değil. Ribery'nin gelip gelmeyeceği belli değilken, alternatif olarakta Antonio Valencia'ya teklifte bulundular. Tam 23 milyon pound! Çok büyük para ve bence Antonio bunu hakediyor...
Üzüldüm Marsilya'ya, özelliklede Gerets için bi hayli üzüldüm. Pazar gecesi Lyon'a karşı inanılmaz kötü oynadılar taraftarları önünde. Son bikaç haftada kötü oyuna sebep olan yönetim ve Gerets gerginliği olmuştu muhtemelen. Gerets'in ayrılacağını açıklamasının ardından, takım bir anda kötüye gitmeye başladı. Etkilenmemeleri mümkün değildi zaten. L'equipe gazetesinin manşetine bakılırsa, yenilgi ve -bi mucize olmazsa- giden şampiyonluktan da çok etkilenmişe benziyorlar...