16 Kasım 2010 Salı

İnternetin Sinir Bozma Yetisi

Yine internette dolanırken okunan haberler ve yine garip garip yorumlar... Yine "ne insanlar var" dedirten anlar yaşadım 15 dakika önce. Öncelikle şu youtube, facebook grupları vb. ortamlarda haberlerin, videoların altına yorum yazan insanlara sormak istiyorum. Nasıl bir his? Eğleniyor musunuz?


Daha öncede burada bahsetmiştim, facebook'ta açılan bir gruptan. Bugünde NTVspor'da ki haberlere bakarken Cana'nın sakatlık haberine tıkladım.(bu aralar bütün yazılarda var diyosunuz biliyorum) 3 hafta oynayamayacak olması üzücü fakat altındaki yorumlara bir baktım ki bakmaz olaydım. Nasıl sinirimi bozuyor; insanların kendini bilmemesi, kendilerini bilmediklerini bilmemeleri... Adam aynen şunu yazmış;
"gs taraftari , dün lorik cana diye tezahurat yaptigi sirada adam penaltı yaptırdı .gs taraftarı Türkiyeye gelmis gecmis en kotu yabanciya neden tezahurat yapar ? ya futbolu bilmiyorlar yada amaclari farkli"
Arkadaş futbola bakış açın nedir? Nasıl bir bilgi haznesine sahipsin futbolla ilgili? Yahu nasıl bu kanıya varmayı başardın? Diye devam eden soru cümleleri kurmak istedim anında. Yazık vallahi billahi. Hem yazık, hem trajıkomik bir durum... Sonrasında Cana'yı savunan bir vatandaşa, cevabıda aynen şu;
"volkan can - eger sen lorik cana takimin en iyisi diyosan ve o pozisyona penalti degil diyorsan . sana tavsiyem yelkenli tekneyle pasifigi gec , sahra çölünü gez , safariye katıl , himalayalara tırman ama futboldan uzak dur ."

Ağlamak istiyorum...

15 Kasım 2010 Pazartesi

Keyf-i Bahis

414 Pescara - Ascoli
iy/ms 1(H) 3.55

416 Hertha Berlin - Bochum
ms 1 1.45

417 Sedan - Ajaccio
tg 2/3 1.70

419 Siena - Grosseto
ms 1 1.40

420 Alcorcon - Córdoba
çb 02 1.52

Toplam Oran : 17.53


Dün oynadığımız Lorik Cana - Manisa maçının moral bozukluğunun ardından, Pazartesi gününe heyecan katmanın en güzel yolu. Hadi bakalım.

8 Kasım 2010 Pazartesi

Lorik Cana, My Bro..!

Trabzon'da maçtan çıktık havaalanında beklerken, şapkalı bir eleman geldi. "Hemşerim merhaba, nasılsın" dedi. Dedim, "hayırdır birader, nerden hemşeri oluyoruz?" Meğer çocuk kosovalıymış. Başladı Arnavutça konuşmaya. Biz tabi İsviçrelerde unuttuk Arnavutça'yı. Dedim İngilizce'den devam et kardeşim. Azcık sohbet edip, fotoğraf çekindik sonra kardeşimle. Sonra o kendi uçağına ben kendi uçağıma binip devam ettik. Tabi "see you again" demeyi ihmal etmedik. Hadi bakalım...

1 Kasım 2010 Pazartesi

The Best Midfield İn tHe World! Liverpool Fans



Woah, woah, woah,
We've got the best midfield in the world,
Xabi Alonso, Momo Sissoko, Gerrard and Mascherano!

Bunu Galatasaraylılaştırıp, tribünde söylemek lazım çünkü yaklaşık yarım saattir bağıra bağıra söylüyorum. çok eğlenceli lan.

Video linki.

28 Ekim 2010 Perşembe

300 Günübirlikçi


300 günübirlikçi battle of khilyos
Yükleyen permalinkmusic. - Film ve TV kanalındaki diÄ�er videolara göz atın

Abi bu nedir ya, öldüm bittim. hahah. one man, one girl!!! trihandrıd günübirlikçi, badıl of kilyos!!

GsBonus - Come On! :)


Neill'ın "come on" deyişi beni benden aldı. Maziyi getirdi aklıma. Az kem ooooağğğn çekmedik zamanında, eheh.

25 Ekim 2010 Pazartesi

İnandık...

İsteyin olacak demiştim altta. İnandık biz, bunu bütün Türkiye gördü dün. fb tribününü katlettik maç boyunca. Oyuncularımız da sahada çubuklu takımı ezdi geçti. Bu kadar eksik olmasa bu maç gelirdi çok rahat ancak olsun Galatasaray geri dönmüş hissini verdi bize en azından.


Beraberliğe sevinmek bizim haddimize olamaz. Bunu anlamamazlıktan gelen fbliler çok komik oluyorlar. Maçtan önce herbiri fark bekliyordu, bizim sevincimiz bunların göt olmasınadır... Bu kadar açık ve net, neyi anlayamıyorsunuz... Beraberliğe biz değil siz sevinirsiniz. (bknz: facia)

Tribüne gelirsek...

Ne yüzle geldiniz dediler, anneniz çağırdı dedik ki o dakikadan sonra ülke sınırlarını geçtim yeryüzünde hangi fbli olursa olsun yüzü kalmazdı. Ben olsam stadı terkeder giderdim... Böyle bir kontra yok...
Çektiğimiz 3lülere maç boyunca ıslıkla(o da gerçek değil hani) bile karşılık veremediler. Belki intikam dersiniz, belki eziklerin her zamanki hali... Tek düşüncem var, acayip pis koyduk..!

edit#ekşisözlük'ten...
tarihler 15 şubat 1998’i gösteriyordu. galatasaray, o hafta fenerbahçe’yi yenmesi halinde liderlik koltuğuna oturacaktı ve bundan dolayı da faruk süren “20:45’de lideriz” diye açıklama yapmıştı. bu açıklama ortalığı ciddi şekilde germiş, fenerbahçe camiası da bu lafı yedirmek için ciddi şekilde hırslanmıştı. yanlış hatırlamıyorsam ümit davala antep maçında aldığı inanılmaz darbeyle sakatlandıktan sonra ilk kez ali sami yen’e gelip maçı izlemişti. çünkü galatasaraylı futbolcular attıkları her golde formalarının altında “senin için ümit” yazılı tişörtlerini göstermişlerdi. her neyse, maça gelirsek fenerbahçe 1-0 öne geçmiş, ondan sonra da devre bitmeden penaltıdan hagi ardından ikinci yarıda da küçük hakan’ın golleriyle 2-1 öne geçmiştik. tek kale oynuyorduk, her an 3. gol bekleniyordu. fakat olmadı ve bir karambolde maçın bitmesine birkaç dakika kala boliç’in golüyle fenerbahçe beraberliği yakalamıştı. muhtemelen fenerbahçe yarın bir gün uefa şampiyonu falan olsa, en fazla o kadar sevinebilirdi bir gole. yedek kulübesi çıldırmış, sahadaki bütün futbolcular formaları çıkarmış, kocaman bir yumak yapmıştı fenerbahçe camiası. ardından maçın bitmesiyle de bütün futbolcular taraftarlarına koşmuş ve çılgınca bağırıp çağırmışlar, bir sürü tezahüratı taraftarlarıyla birlikte söylemişlerdi. hatta ve hatta yine yanlış hatırlamıyorsam bir sonraki maçta fenerbahçe stadı’nda 20:45 diye pankart açılmıştı.

gelelim bugüne; maça gitmeyi kıl payı sinemaya gitmeye tercih etmiş 50.000, hadi o kadar acımasız olmayalım, 40.000 seyirci 10.000 taraftarıyla kadıköy’ü doldurmuştu fenerbahçeliler. yıllardır tek bir şey söylüyoruz, orada fenerbahçe’nin çok sesinin çıkmasının tek nedeni erken gelen goller ve galatasaray’ın oyundan kopmasıdır. fenerbahçeliler 2-0 gerideyken 2-1 yapınca çıtlarını çıkartamayan, ölümü bekler gibi kaderine razı insan topluluğuna dönüşüyordu. bunun nedenlerini fenerbahçeli gerçek taraftarlar zaten açıklarlar, onlar biliyor tribünlerin hallerinin içler acısı olduklarını. benim sözüm bu fenerbahçeliliğini reklam malzemesi yapan “cadde çocukları”na.

bunlar facebook’ta videolar resimler paylaşır, forumlara “cincon, 6alatasaray” yazar, hayatlarında bir kere ali sami yen’e gelmişlikleri yoktur, zengin olduklarından kombine biletleri ve fenerli kız arkadaşları vardır ve senede 10 tane maça ya gelir ya gelmezler. aslında bunlar bizim muhatap alacağımız fenerliler değildir ancak bilmeleri gerek, birilerinin anlatmaları gerek gerçekleri.

yazının girişinde değindiğim gibi, beraberliğe sevinme olayının en abartılmış hali bir galatasaray-fenerbahçe maçında, ligin 22. haftasında yapılmıştır. bugün “ezikler, puan aldılar seviniyorlar” diyen güruha sesleniyorum, takımınızın tarihinden, geçmişinden bihaber, sadece paylaşılan videolar kadar fenerli, gösteriş için durup dururken formayla gezen tiplersiniz.

biz galatasaraylılar, beraberliğe sevinmedik. beraberlikten memnun olmuş olabiliriz, keza 10 senedir yenildiğin bir takıma yenilmemek başlı başına bir memnun olma durumu olabilir. ancak ve ancak sevincimizin skorla bir ilgisi yoktur. nasıl ki 2-1 yenildiğimiz maçtan sonra da üçlü çektirdiysek, dün de kazayla bir gol yiyip kaybetmiş olsak bile yine o üçlüyü çektirecektik sabri’ye. bunun sebebi de çok basit; taraftarıyla birlikte omuz omuza savaşan galatasaray’ı özlemiştik. her topa basan, toptan ve sorumluluktan kaçmayan, üstün oynayan ve daha fazla gol kaçıran takımımızı sürekli bağırarak ve tabiri caizse fenerbahçeli taraftarların çıtını çıkartmayarak destekledik. sırf bunun için duyduğumuz huzur ve mutluluk sayesinde bugün bütün galatasaraylıların yüzü gülüyor. başımızdaki o adam bile her şeyin üstüne mutlu olma sebebiyken, siz kimsiniz de utanmadan “beraberliğe seviniyorsunuz” diyebiliyorsunuz? bütün medya seferber olmuş, skor tahminleri 3-0’dan başlarken, iddaa görülmemiş bir oran verirken herkese tokat gibi çarpan galatasaray takımının oyunu ve taraftarının inanmışlığına sevinmişsek size ne?

eğer dün beraberliğe sevinen insanları merak ediyorsanız, maçın son dakikasında emre çolak korner atarken bildiği bilmediği bütün duaları okuyan, parmaklarını yemekten tırnakları yok olan ve bütün maç sadece anonsçunun 84. dakikada söylediği “haydi fener haydi fener haydi” tezahüratının iki “haydi”sine katılarak sesini çıkartan renkdaşlarınıza, arkadaşlarınıza sorun. onlar dün akşam en çok sevinenlerdendi.

24 Ekim 2010 Pazar

İnanın...

... yeter ki! Kazanmasanız da razıyız biz. En azından bizim kadar inanın, biz memnun oluruz...


Armanın uğruna, renkler adına yapmayacağımız şey yok. Her zaman peşindeyiz, korkusuzca... Sizde bizim gibi olun, bizim gibi hissedin istiyoruz. Hissetmeseniz bile numara yapın, inandırıcı olsun...

Babalarımız 14 sene beklemiş koskoca şampiyonluk için, biz 11 sene fenere koyamamışız ne ki... Bi 11, bi 11,.. sene daha beklemeye razıyız biz, yeter ki inandırın bizi. Kaptırın rolünüze kendinizi...

19.00
@ Khalkedon

22 Ekim 2010 Cuma

El Commandante Hagi

Yuvana hoşgeldin babamın oğlu...


Ne kadar garip şu hayat. Rijkaard'ın gitmesine üzüldüm, çok kızdım, hala da kızgınım... Kim gelse tepki gösterirdim şurda belki ancak Hagi'ye gösteremiyorum. Ayrı bir yeri var çünkü bende. Çocukluğumda bana, tabi biçok kişiye, en güzel günleri yaşatmış adamlardan biridir. Hayırlı olur inşallah...

20 Ekim 2010 Çarşamba

Ağzımıza Sıçın!

Yazık oldu, Galatasaray yine boş bir sene geçirmek için hamlesini yaptı. Ben böyle yönetim görmedim. 3 senedir "sezon içinde" takımın içine sıçan bir yönetim. Ha, takım çok mu iyidi? Hayır. Çünkü yönetim yaz boyunca yine sıçtı takımın ağzına.


Heryerde taraftar eleştirilir, teknik direktör eleştirilir. Galatasaray'ı ve sevenlerini ayakta uyutan birileri var ve her seferinde 32 diş karşımıza çıkıyorlar. Yoruldum artık. Şu takımda iyiyi kötüyü anlamak için küme mi düşmek lazım...

Hoşgeldin Terim...

19 Ekim 2010 Salı

Karabük Hatırası

Geç oldu biraz ama.


İstiklal Marşı okunuyor o sırada. Güvenlik görevlisi "4 adet", evet yazıyla; dört adet merdiveni boşalttırmaya çalışarak çileden çıkarmışken bizi, bir kardeş atkısını bu şekilde tutarak bizi yarmıştı o anda. Anında telefona sarıldım tabi bende.

Bu arada hemen önümde duruyordu güvenlik görevlisi. 3'lü sırasında bende koymaz mıydım ellerimi omzuna. Hatırladıkça gülüyorum. Bizimkiler yine yerlerde... Çok eğlenceliydi aslında Karabük deplase, tabi maç başlayana kadar....

17 Ekim 2010 Pazar

İstifa Lazım ama.. Kim?


Sen değilsin Rijkaard... Yine yanlışlar oynanıyor Galatasaray'da... Yazık...

11 Ekim 2010 Pazartesi

ultrAs34 | İstanbul UNI!

12 Ekim Salı Günü Avcılar Menza'da Galatasaraylı kardeşlerimizi bekliyoruz!

22 Eylül 2010 Çarşamba

Özlem Bitti, İzmir..!



Yazmıştım blogda deplasmanı özledim diye... Sonunda kavuştum. Patrondan alınan zoraki izin ile sezonun ilk deplasmanını yapabildim. İzmir'in dağlarını da yavşaklarını da gördük... Şaka şaka.

Başlık güzel oturdu aslında. İzmir'in Galatasaray özlemiyle de iyi uydu. İzmir Galatasaray'ı çok özlemişti ki bu duygu İzmirli Galatasaraylıları bi hayli şaşırtmış. Şöyle ki tribünde "Cimbom gol gol gol" çekecek kadar şaşkınlardı. Allah'tan İstanbul ordaydı da durumu düzelmesini bildi.

Aslında yol baya çileliydi ancak bir o kadar da eğlenceliydi. Gidişte bir motorsikletin "otobüse" çarpması ve polisin yaklaşık 1 saat bizi alıkoyması; dönüşte, yaşanan arıza ve 3 saat Bursa Karacabey arasında mahsur kalmamız...

Herşeyi ayarlamıştım aslında. Saat 6.30 gibi İstanbul'a dönmüş olacaktık ki o acı fren sesiyle uyandım. Arabadan "ben arızalandım" çağrısını duyabiliyordum. Kayış kopmuş, şoförümüz yedek kayış var diye rahat davranarak diğer otobüslere haber verme gereği duymamış ya da siz gidin biz geliriz demiş bilmiyorum. Yedek kayış farklı bi model çıkıyor ve çile başlıyor. Herkes horul horul uyurken 3 saat boyunca gözünü kırpamayan ben... Sabahın ayazında dışarda sigara üstüne sigara yakıp bir o yana bir bu yana volta atan ben...

Yalova'da diğer arkadaşları feribota bırakıp dönen Veysel abinin bizi gidip geldiği yolda bulamaması da cabası... Saat 6.30'da dönmenin planlarını yapan bendeniz, saat 11.40'ta adım atıyorum eve. Bi duş alıp işe gidiyorum, "geç kaldım kalacağım kadar" mentalitesiyle tabi.

Tribünün durumundan yukarıda da bahsettim. Ancak bizde de durum çok iyi değildi zira, stadın kötülüğünden kaynaklanan sürekli bir senkron bozulması yaşadık. Çok sinir bozucu bir olay la.

Stada vardığımızda öğrendik ki bilet sıkıntısı mevcutmuş. Ne yapacaktık? Herşey ortada, patlatıyoruz... Başarılı bir operasyon, hafif yaralanmalar, kaybedilen ayakkabılar ehehe. Bende bir hasar yok ama herzamanki gibi sağasağlamım hehe. Arkadaşın kurtarılan ayakkabısı ve saunada başlayan maç...

İlk yarı kötüyüz. İkinci yarıda iyi değiliz ama rakipten güçlü olduğumuz ortaya çıkıyor. Cana girince farkettiriyor. "Hayde bre Cana" diye bağırıyorum, başkan dönüp "aman bre deryalar" diyor gülüyoruz. Bu arada Ufuk'ta bi Mondi havaları görüyoruz.
Kapalının haşin çocuğunun muhteşem besteleri, Altıner reisin fantezi atkısı ve BCG(bi sıfatı yok:P) ile geçen eğlenceli bir deplasman ...

He bu arada, işten kovulmadık çok şükür:)

6 Eylül 2010 Pazartesi

Baros Posteri


Yarın ilk iş? İşe giderken, bir Galatasaray dergisi kapmak=)


Son iş? Yatmadan önce posteri dolaba asmak=)

Hadi iyi geceler...

4 Eylül 2010 Cumartesi

Bir tarif yok bu sevdaya...


Bir tarif yok bu sevdaya,
Sevmek değil, ibadet adeta.
Ne şampiyonluk ne kupa; umrumda!
Şanlı Cimbom aşkın bir başka!!

Son günlerde, girdiğim işin yoğunluğu ve verdiği yorgunluk sebebiyle tekrardan pasif duruma düştüm blog ve sosyal hayat konusunda. Ne değerliymiş; tribün, arkadaşlık, deplasman yollarında ki makaralar bunu daha da iyi anlıyor insan. Gerçi az çok belli verdiğim değer ancak şahsım adına da kanıtladım bunu. Çok özledim tümüyle ortamı.

Ve eve gelip yatağa girmeden önceki vaktimi; tezahürat videoları dinlemek, deplase yazıları okumakla geçirmekten zevk alıyorum... Yukardaki tezahüratı dinlerken gözlerim doldu... Ne güzel besteler, ne duygulu şarkılarımız var Galatasaray için... Yeni nesil, tribüncü gençlik bunları söyleyemeden büyümesin ne olur...

3 Eylül 2010 Cuma

Aslantepe Kombine Fiyatları .?

Geçenlerde bizim "Çetin" ile konuşurken, laf yeni stadımız Aslantepe'ye geldi. Bu genco çalıştığım için gidemediğim Eskişehir'den dönüşte deplasman otobüsünde arayıp uyandırdığından ve nasıl geçtiğinden bahsederken, konu kombine fiyatlarına geldi. "Bak" dedi, "şöyle bişey geçti elime";


Çat diye, bir dosya gönderdi bana. İçinde, resimlerini de koyduğum, bir stad şablonu ve altında kombineleri;, tribünlere ve sezon durumuna göre fiyatlandırılmış hali var.
Fiyatlar ne çok uçuk, ne de iyi. Şahsen iyi bir tribünde izlemek hayal gibi. Alırsak ve de maksimum iyi niyetli olarak düşünsek; doğu tribün kırmızı taraflarda alıp, ortalarda yer işgal etmek tek çaremiz olur. Tabi fbnin maratonda oturan seyirci kitlesi gibi bir durum oluşursa orada, hayal olur.

Tabi bu listenin ne kadar gerçek veya ne kadar yalan olduğu konusunda hiçbir fikre sahip olmadığımı belirtmek isterim. Resimlere tıklayıp, büyük hallerinizi görmek sizin elinizde :)

1 Eylül 2010 Çarşamba

Seni nasıl sevdiğimi, ben bilirim...


İzmir tayfasından müthiş bir beste... Dinle dinle doymuyor insan. Lay lay kısmını doğru zamanda ikiye ayrılarak girmeyi becerirsek, tribünde muhteşem olacağından şüphem yok.

Barış Abimizi de saygıyla anmış olalım...

Bu arada çok sevgili blog takipçileri, videoyu yükledim ama bende çıkmıyor? umarım sizde çıkıyodur:S bilgi verebilirseniz sevinirim.ss